Sokaktaki insana paradan önce selam verin

Röportajlar
Oktay Çetinkaya’yla Beyoğlu’ndaki Lamelif isimli sahaf dükkanında konuşmuştuk.

Pozitif dergisi için yaptığım ilk haber Oktay Çetinkaya röportajıydı. Dergide bu röportajın daha farklı bir hali yayınlandı. Ben de arşivimdeki yazıları karıştırırken herkesin okuması ve hayatıyla örnek olması amacıyla bu röportajı yayınlamayı uygun gördüm. Nedenine gelince… Oktay Çetinkaya’nın kağıt toplayıcılığından sahaflığa uzanan ilginç bir yaşam hikayesi var. 26 yıl önce geldiği İstanbul’da kağıt toplayıcılığı yaparak hayatını kazanırken, hayat onu farklı bir yöne çekiyor.
15 yıldır Beyoğlu’nda Lamelif isimli bir sahaf dükkanı bulunan, hayatı belgesel ve haberlere konu olan Çetinkaya, Instagram’da da Fakir Meczup hesabıyla dikkat çekiyor. Çetinkaya, sosyal medya hesabında bugüne kadar yanından hızla uzaklaşılan ya da görmezden gelinen evsiz dostlarını tek tek tanıtıyor. Bir filozof gibi konuşan, içinde adeta bir bilge yaşatan Çetinkaya “Sokaktaki insana para vermekten ziyade etrafımızdaki insanların ismini öğrenip, selam vermek bile onlara büyük katkı. Sokaktaki insanlara birey olduklarını hatırlatmak çok önemli” diyor. Oktay Çetinkaya’yla tanışmaya hazırsanız, buyrun röportajı okumaya…

HAYAT, İŞ İNSANINA DAHA ZOR BENCE

İnsanların kafasında sizinle ilgili çok zor bir hayattan gelip, sahaf oldu düşüncesi için ne diyeceksiniz?
Yok, böyle bir şey! Ayrıca hayat kimin için kolay ki? İş insanı için daha zor. Uğraşacak o kadar çok şey var ki… İnsanlar hırsları uğruna abidik gubidik işlerde beş saat uyuyup geri kalanında çalışıyor. Ben istediğim saat uyuyup, istediğim saat çalışıyorum. Bu bir tercih meselesi… Zaman zaman sıkılıyorum ama normal. Sonuçta cennet değil burası.

Instagram’da Fakir Meczup adıyla tanınıyorsunuz. Kendinizi nasıl tanıtırsınız, çocukluğunuzdan bahseder misiniz?
Ben 1976 yılında Adana’da doğdum. İki kız, iki erkek; dört kardeşiz. Annem ve babam Diyarbakır’dan Adana’ya gelmiş. Ben Adana’da büyüdüm. Babam alkol alıp kumar oynayıp, annemi döverdi. İlkokulu bitirdim, ortaokulda okumayı bıraktım; okul bana göre değildi. Kaportacıda çıraklık yaptım ama çok sıkıldım. Çocuksunuz 13-14 saat çalışıyor, aldığınız parayı eve veriyorsunuz. Adana’da kağıt toplayan çocuklara özenirdim hep. Bir yandan sokakta çöp karıştırıp, bir yandan da eğleniyordum. 5-6 yıl Adana’da kağıt topladım. 17-18 yaşındayken annem artık çöp karıştırmamı istemedi. Ben de 1994 yılında Mardinli bir arkadaşımla birlikte İstanbul’a geldim. Ben, arkadaşım ve onun ağabeyi Tophane kağıt deposunda kalıyorduk. Bir çuval, bir el arabasıyla çalışmaya başladım. Sokakta çalıştığım için çevrem genişledi. Esnaflarla, sokak çocuklarıyla tanıştım.

TUTKU BİR YALANDIR

Kitaplara serüveniniz nasıl başladı?
Ben Adana’dayken Don Kişot’u duyardım ama onun film kahramanı olduğunu sanırdım. Meğer kitabı varmış ve romandaki kahramanın adı Don Kişot’muş. Beyoğlu’nda gezerken kendime Don Kişot’u aldım, okudum. Hoşuma da gitti. At üstünde bir yerlere gidiyor, çok kitap okuyor, yel değirmenlerine saldırıyor. Yanındaki herifte çantasında sürekli merhem taşıyor. Ardından Jack London, Kafka, Camus derken arka arkaya kitap okumaya başladım. Bir yerden sonra roman okumam durdu. Dostoyevski’yi çok sevdim, oluşturduğu karakterler çok kuvvetli. Kağıtçılığa devam ederken çöpten kitap da buluyor, sahaflara satıyordum. Bir gün bulduğum kitapları kendim satmaya karar verdim ve Kadıköy’deki postanenin önünde tezgah açtım. Kim ne alır, ne okur bilmiyordum. En iyilerini sahaflar alıyor, geri kalanını hurdacıya satıyordum. İlk başlarda para kazanamadım, sonra sonra öğrenmeye başladım.

Sahaflık kitap tutkusuyla başladı yani…    

Bu işi abartıyorlar aslında. Tutku bir yalandır. Ne bulursak satıyordum. Plak, Osmanlıca evrak, kartpostal da vardı sattıklarım arasında. İlk dükkanımı Aslıhan Pasajı’nın içinde 2003 yılında açtım. Dükkanı kitaplardan, kağıtçılıktan edindiğim parayla kiraladım. 2004 yılında da şu anki yerime geldim.

ŞİKAYET BİZİM İŞİMİZ DEĞİL!

İyi para var mı bu işte?

Kağıtçılık yaparken kazanıyordum, kitapçılıktan çok kazanılmıyor. Hurdacılık yapsaydım, biraz kazanırdım. Aldığınızı kitaba, kiraya, muhasebeye, vergiye ve ev kirasına yatırıp, kafa kafaya yaşıyoruz. Şikayetçi değilim, şikayet bizim işimiz değil. Benim bir kızım var.. Yatıp kalkıp onu düşünüyorum. Çocuk olmasa kaybedecek bir şey yok! Ne olur ki bize! Kızım da kitaplara çok meraklı, çok okur. Annesine çekmiş. Annesi Almanya’da yaşamış, ailesi işçi olarak oraya gitmiş.

Türkiye ikinci el kitapçılıkta ve sahafçılıkta nerede?

Türkiye’de ikinci el kitap pahalı ama koleksiyonluk kitap ucuz. Avrupalı ünlü bir yazarın kitabının ilk baskısı iyi para ederken, bizim en popüler yazarımız Nazım Hikmet’in imzasını bulsan, satmak için karnın çatlar. 2-3 bin lira eder ama nerden bulacaksın. Kolay değil. Dünyada sahaflığın yapılacağı en güzel kentmiş İstanbul. Ermeni, Fransızca, Farsça kitap çıkmış. Harf devrimi yaşamışsın hem eski, hem yeni dil kitap bulunur değil mi? Gelgelelim harf devrimi yaşanınca Arapça ve Osmanlıca kitapları imha etmiş, sobalarda yakmışız. Kitapları Seka’ya hamur diye vermişiz, 6-7 Eylül olaylarında ve her darbede kitap yakılmış. Her dönem kitap yok olmuş. Avrupa’da sadece çocuk kitabı satan sahaf var. Türkiye, yayınevi mezarlığı. Bir yayınevi açılırken, diğeri kapanıyor. Yazarlara kimi zaman parası bile verilmiyor. Korkunç!

MADONNA VAR MI DİYORLAR!

Okuma konusunda gençler nasıl?

Gençlerde biraz kıpırdanış var, yavaş yavaş okumaya başladılar. Ama nitelikli olması lazım. Bir modaya göre değil. Son dönemde ‘Kürk Mantolu Madonna’yı sorup duruyorlar. Kimi ‘Kürk Mantolu var mı?’ diyor, kimi ‘Madonna var mı?’ diye soruyor. Sanırım o da televizyonda bir şey olmuş, ben izlemedim ama ondan sonra arttı.

Ünlü müşterileriniz var mı?

İlber Ortaylı, Murat Belge, Murathan Mungan, Orhan Pamuk… Herkesi de tanımıyorsunuz. Hakan Erdem çok kitap alır. Çok çevirmen, genç yazarlar gelir.

BENİMLE İLGİLİ AJİTASYON YAPIYORLAR

Instagram’da da inanılmaz takipçiniz var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

O da abartılı. Beni anlatan ‘Çöpte Dostoyevksi Buldum’ isimli bir belgesel var. 2009 yılında çekilen bu film, İKSV’de belgesel film festivalinde gösterildi. Bu kadar ilgi olmadı. Birkaç hafta önce bir internet sitesinde haber olunca, başka internet siteleri de beni haber yapmaya başladı. Benimle ilgili ajitasyon yapıyorlar. Çöpten bulduğu kitapları okuyarak sahaf oldu yazmışlar. Çöpte Dostoyevski buldu, hayatı değişti falan da diyorlar. ‘Buraya gelip çöpten hangi kitabı buldun da hayatın değişti?’ diye soranlar oluyor. ‘Yok öyle bir şey’ diyorum. Geçen bir çocuk gelip ‘Bana öyle bir kitap ver ki, her şey içinde olsun. Her şeyi öğreneyim’ dedi. Burada 7 bin kitap var. ‘Hepsini okudun mu?’ diye soranlar da oluyor.

n Hesabınızda evsizleri de tanıtıyorsunuz. Size nasıl bir geri dönüşümü oluyor?

Tanıtmak benim işim değil. Milletin fotoğrafını çekmiyor, böyle insanları da aramıyorum. Yıllardır sokakta tanıdığım bir sürü insan öldü, gitti. Ne adresleri ne de fotoğrafları vardı elimde. Cebimizde telefon var, isteyen bunula film bile çekiyor. Dedik arkadaşlarımızı, sokakta yaşayanları çekelim. Hesap, 200-300 fotoğraf olunca patlar diye düşünüyordum ama bu kadar kısa sürede olacağını tahmin etmiyordum. 

NE BEN NE DE HAYAL DÜNYAM FAKİR

Neden fakir meczup adını aldınız?

Bazı kelimeler çok aklıma takılıyor. Sayfayı da ben açmadım, arkadaşım açtı. Bana ‘İsmi ne olsun?’ diye sordu. Ben gelene gidene fakir derim. Ama fakirlik parasal anlamda değil, zihni ve hayal dünyası bakımından fakir diyorum. Meczup ise meciz olmaktan geliyor. Aklını yitirene deli, aklı tek edene meczup denir. Ben garip kelimeleri sevdiklerime söylerim. ‘Fakir meczup yaz’ dedim. Millet kendine diyorum sanıyor. Oysaki ben kendime diyorum. O fotoğraftaki insanlara fakir ya da meczup demiyorum. Değiştirmeyi de düşündüm ama insanlar bu kez de şımardı derler.

Peki siz fakir misiniz?

Ben kendimi fakir olarak görmüyorum. Hayal dünyamı da…

Hayata dair bir korkunuz var mı?

Benim korkum yok. Ama modern hayatı sevmiyorum. Keşke 16. yüzyılda olsaydık, sanayi devrimini yaşamasaydık. Kimyasal silah diye bir şey var. Bu korkunç bir şey. Hitler gibi bir adam ressam olmak istiyordu, asker oldu, neler oldu. Şu an Avrupa’da milyonlarca Hitler var ama ellerinde imkan yok. Bunu yüksek sesle de dile getiriyorlar. Modern dünya beni yoruyor. Bilgili insanlar para uğruna tehlikeli işler yapabiliyor. Hayran olduklarımızda bizi hayal kırıklığına uğratabiliyor. Düşmez kalkmaz bir Allah! Allah parayı kendi istediğine verirmiş. Bazı fakirler, zengin olsa ne yapacaklarını bilmiyoruz. Sonradan görme diye bir şey var ya. Kimi parayı görünce sapıtıyor. Beni bu dünyada hiçbir şey heyecanlandırmıyor.

PİYANGODAN PARA ÇIKSA ALMAM

Milli Piyango çıksa heyecanlanmaz mısınız?

İşim olmaz, almam ki. Başıma bela olur, iş açar. Para elime geçse, ne yaparım bilmem. Yine kitapçı olur muyum o ayrı. İlk gençliğimde bir kere Milli Piyango bileti almıştım. Gerek yok! Bugün elime 10 bin dolar geçse durur, bir kenara atarım.

Sokakları iyi bilen biri olarak, eskiden sokak çocuğu kavramı vardı. Artık sokak insanları var diyorsunuz. Sokak insanlarıyla iletişimimiz nasıl olmalı?

Sokaktaki insana para vermekten ziyade etrafımızdaki insanların ismini öğrenip, selam vermek onlara büyük katkı. O insanlar, birey olduğunu anlıyor ve dibe vurması engelleniyor. 30 yıl bir evsizin önünden geçen adam, adını bilmiyor, selam vermiyor ama para veriyor başına bela olmasın diye. Sokakta bazı insanlar, kendilerini o kadar bırakıyor ki tuvaletlerini bile üzerlerine yapıyorlar. Onlara birey olduklarını hatırlatmak çok önemli.

CİMRİ İNSANIN HAYALİ DE CİMRİDİR

Hayal kurar mısınız? Sizin hayaliniz ne?

Hem de çok. Hayalleri neyse, kişi de odur bence. Mesela cimri insanın hayali de cimridir. Hayal kurmak beleş ve istediğin hayali kurabilmekte özgürsün. Hayal dünyası sınırsız. Öyle insanlar var ki, hayalinde bile sadece kendi için düşer kurar. İnsan hayalinde herkesi zengin edebilir değil mi ama cimri hayalinde de cimridir. Hep başkahraman, hep ön planda olmak ister. Oysaki, bırak herkes mutlu olsun değil mi? Ama yok. Kitapçılığa ne kadar devam ederim bilmiyorum. Hayalim organik tarım yapabileceğim, hayvan yetiştirebileceğim bir arazi…

Oktay Çetinkaya’nın 2016 yılında Pozitif dergideki sayfası.

2 comments

  • Tutku insanı hayata bağlayan ve imrenerek hayatlarına baktığımız kişiler tutkulu insanlar. Bir tutkusu olması lazım insanın. İş hayatındaki insanları küçümsemiş hoşuma gitmedi. Kendisi de sevdiği için değil mecbur kaldığı için kağıtçılık yapmış. Şanslıymış hayata hazırlayan alkol kullanan babası annesini dövüyormuş ama oğluna tutkulu yaşamayı aşılamış. Belki kendisi başaramadı hayatta mutlu olmayı o yüzden içti o yüzden mutsuzdu. Hayattaki tek başarısı da çocukları olduğu için alkol kullandı ama onlara nasıl yaşanır öğretti farketmeden. Onlarda sokaklar da tutkuyla ilerledi. Bir çok şeyi annesine ve babasına borçlu farkında değil belki kızıyor. İş hayatında çalışan insanların da tutkuları var. Çok okuyan bir insan olmadığımız için bizi izleyen gözlemleyenlerin sözüne bakıyoruz toplum olarak ve bizde gözlemledigimiz kisilere fikirlerimizi söyleyip birbirimizi birimize dönüştürüyoruz. Hic birimiz istediğimiz şeye dönüşmüyoruz. Hepimiz kıskançlığa dönüşüyoruz. Oysa kitap okusak hayel kurma yeteceğimiz artacak ve neye dönüşeceğimize kendimiz karar vericez ve ufak ufak adımlar ile ona dönüşücez büyük bir tutkuyla. Cevremizdeki insanlar bizi dönüştürdüğü için o yüzden çevremizdeki insanları sevgi dolu insanlardan seçmeliyiz. Sevgi ve hayat dolu insanlar her zaman bizi güzel bir insana dönüştürür. İstemeden kendimizi kötü ve kalbi katı insanların arasında bulursak hic korkmamalıyız çünkü onun bizi kötü insana dönüştürme ihtimali olduğu gibi bizim onu iyi insana dönüştürme ihtimalimizde var küçük küçük ufak ufak. Sadece bunun farkına varmalı ve fani dünyamıza bedenimiz dışında küçük de olsa bir hediye bırakmakmalıyız. Yaşamak ne şekilde olursa olsun acı verici olsa da, dünya deneyimi harika tadını çıkarmalıyız. Ne istiyorsak ona dönüşmeye küçük küçük devam..

    • Kendisini tanısanız kimseyi küçümseyecek bir insan değil! Ama kitap okuma ve ne istiyorsak küçük küçük dönüşmeye devam yorumunuza katılıyorum:)

Asli Ornek için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et