Güzel bir kitap için yapım şirketi aranıyor

Ben düşüncelerimden sıyrılmak istediğimde genelde kitap okuyorum. Bu dönemde de herkes gibi okuyamadığım kitaplara bir başladım, pir başladım. Ancak unuttuğum bir şey vardı ki, o da şans faktörü. Yani hiç alakasız bir kitapta bile gidip, İspanyol salgını bulmuş bir insan olarak okumalarıma tam ara verecektim ki, gazeteci ve yazar Aycan Aşkım Saroğlu’nın Instagram’ında dahiyane bir iş gördüm. Aycan, ‘Darendau’nun Şarkısı: Yüzyıllar Süren Büyük Aşkı’ isimli fantastik kitabını gün gün sayfasından tefrika edeceğini yazıyordu. Sayfa tabii ki herkese açıktı. Fikrine de, Aycan’ın cesaretine de bayıldım. Ben de gün gün okumaya başladım. Eğer bir günü es geçerse, hiç üşünmeyip sayfayı yayınlamasını için rica ettim. Kitabın konusuna spoiler vermeden değinmek gerekirse, bir gazeteciyle bir yabancının arasında geçen konuşmalarla öğrenebileceğimiz olaylar silsilesi diyebilirim. Ama içinde aşk da var, esrarengiz olaylar da yani anlayacağınız bayağı katmanlı… Ama Aycan o kadar güzel bir dille yazmış ki, ben karakterleri bayağı sevdim. Aycan’a göre ‘Bir Kaybedenler Kulübü Üyesi’ olan, gazetecilik dünyasının iç yüzünü ifşa eden, yer yer komik yer yer hüzünlü ama her daim zeki Harun Tez karakteri var ki, hastası oldum. O anlatsın, herkes dinlesin öyle biri yani.
Kitabın en ilginç yanı ise bence sinematografik yanının çok yüksek olması. Ben Harun Tez karakterini okurken direkt Nejat İşler’in canlandırmasını, kitabın da bağımsız bir platforma dizi olmasını, hatta bu röportajı da bir yapımcının okumasını hayal ettim… Aycan’la bu kitapla ilgili hemen röportaj yapmak istedim. Biraz uzun gelebilir ama Aycan’ın hayatı bayağı ilginç, anlatımıyla da çok eğleneceğiniz kesin. Bu arada Aycan’ın kitabını Instagram’dan aycelina hesabından ya da www.publitory.com hesabında Darendaunun Şarkısı: Yüzyıllar Süren Bir Aşkın Hikayesi yazıp bilgisayarınıza indirerek okuyabilirsiniz. Hazırsanız başlıyoruz…
YARIN NE OLACAĞIMIZI BİLMİYORUZ Kİ!
Aycancığım ben seni tanıyorum ama sen okuyucuya kendini nasıl tanıtırsın?
İstanbul Üniversitesi İngiliz Amerikan Dili ve Edebiyatı mezunuyum, bizim zamanımızda ikisini birden okurduk. Okuldan sonra ne olacağımı pek bilmiyordum. Gönlümde bir yandan turizm rehberliği ve akademisyenlik, bir yandan da büyük bir yazar olma aşkı yatıyordu. Rehberlik sınavına girdim, beş aşamalı sınavın dördüncü aşamasında kaybettim; onun yerine turizm enformasyon sertifikası aldım. O iş yattı. Akademisyen olmak için başvurduğum her yerden reddedildim. Reklamcı olayım dedim, görüşmelerde ukalalık yaptığım için onların da mülakatlarını geçemedim. Örneğin; ‘Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?’ türünde sorulara ‘Yarın ne olacağımızı biliyor muyuz’ türünden, sözde espri ama kurumsal hayatta hiç güven vermeyen yanıtlar veriyordum. Şablonlar, beni rahatsız ediyordu, içimde bir son şablon bükücü vardı. Bir ara dershanede İngilizce öğretmenliği de yaptım ve başarılı da oldum ama bu da ben değildim. Sonunda bir baltaya sap olamayacakken, bir çeviri bürosunda işe girdim. Genç ve şahane bir karı-koca işletiyordu büroyu. Çevirmenlik yapıyor, para kazanıyor, patronlarımı sevmeme rağmen çeviriden bunalıyordum. Sonrasında ünlü bir akademisyen olan patronum, bir süre sonra beni TV’de 7 Gong’a yönlendirdi.
KADER BENİ BAŞKA YERE YÖNLENDİRDİ
Bu kadarını bilmiyormuşum. Gazeteciliğe bir televizyon magazini dergisinde başladın yani?
Evet, işe girdim, gayet de başarılıydım ama bir gün patronuma ‘Ben çok ünlü bir gazeteci olmak istiyorum’ dediğim için yanlış anlaşıldım. Daha 23 yaşındayken tehdit olarak algılanıp, 8 ay sonra bana mahalle baskısı uygulandı ve işten ayrıldım. Yine ne yapacağımı bilmiyordum ve bir süre boş boş gezdikten sonra Hürriyet Vakfı’nın burslu gazeteci yetiştiren sınavına başvurusunu görüp, bir gireyim dedim. Yazılı sınavı geçip, hayatımda ilk defa bir mülakatta başarılı oldum ve burslu okuma hakkını kazandım. Bir yıl boyunca bayağı haftada 5 gün eğitim gördük. Siyasal bilimler hocaları, sanatçılar ve gazeteci olarak duayen aklınıza kim gelirse onlardan eğitim aldık, ciddi haberciliği öğrendim. Sonra Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Servisi’nde işe başladım. Benim servisimde ünlü gazeteciler Ferai Tınç, Gila Benmayor, Ayşe Karasu ve Nilgün Tekfidan da vardı. Yine Doğan Burda’nın CEO’su Ferhan Kaya Poroy, benim Hürriyet Vakfı’ndan arkadaşım. Hürriyet’te işler yolundaydı; çok başarılıydım, çok seviliyordum ama bir süre sonra orada bir ciddi rekabet durumu yaşayarak iki sene sonra hayatımın yanlış bir kararıyla istifa ettim. Hoş yanlış diyorum ama ben dış haberci olmak için de doğmamışım ki, kader beni başka yere sürükledi.
TANSİYON, BÖBREK, DALAK DELİRECEĞİM!
Peki sonra n’oldu? Basın hayatın burada bitmiş olamaz…
Bitmedi tabii… Yine epey işsiz kalıp, sektörel bir bankacılık dergisinde çalışmaya başladıktan sonra mutsuzluktan ölürken karşıma bir fırsat çıktı. Mehmet Açar’ın sinema dergisi ile birlikte yönettiği Top Sante sağlık dergisi. Asıl istediğim kültür-sanat işleri yapmak ama ben biraz bu işte takılıyım, Mehmet Açar’ın gözüne girip, kendimi sinema dergisine atmak ve orada filmler, galalar, eleştiriler filan kendimi bir Dolce Vita’da bulmayı hayal ederken o iş öyle olmadı. Sağlık dergisine çakıldım ve haftanın 5 günü hastane, doktor geziyorum. Bayılmak üzereyim. Allah’tan psikoloji haberleri yapıyorum da biraz zevkli geliyor. Yoksa şeker, tansiyon, böbrek, dalak delirme noktasındayım. Asla sinema dergisine geçemeyeceğimi de anladım. Hayatım boyunca istediğim şeylerin tam aynısı olmadı. Hayatın yontma ve şekillendirme misyonunu gençlikte bilmiyorsun tabii. Artık hastane görmekten bayılacağım zamanda 1 Numara Yayıncılık’ın genel müdürüne çıkıp, ‘Ne olur beni buradan alın!’ diye yalvardım. Dualarım kabul oldu. Beni o sırada yeni çıkacak Gezi National Geographic Dergisi’ne aldılar. Hayatımın en güzel yıllarından ikisi orada geçti. Kader bana sağlam bir iyilik yaptı. Geziyoruz, yazıyoruz, gezenlerle röportajlar filan… Üç haftalık gezi yazısı için fotoğrafçı arkadaşımla Miami’ye gidecekken yayın yönetmeni değişti mi? İlk işi de benim aylardır heyecanla beklediğim Miami gezimi iptal etmek oldu. Ardından bana tekrar genel müdürün kapısını çalmak düştü. ‘Beni başka yere gönderin ne olur’ dedim. Bu dönüş hayatımın dönüm noktası olacaktı ama ben o zaman bunu bilmiyordum elbette. Türkiye’nin en zeki gazetecilerinin olduğu Aktüel dergisine adım attım. Yine 3 ay denenmek üzere. Hayatımda yine bir sıfırlanma, yine bir yeniden başlangıç, yeniden bir kendini ispat zamanı… Efsanevi Aktüel Dergisi Yayın Yönetmeni Alev Er’le çalışmaya başladım. Alev Er, anlatılmaz yaşanır denen zorlukta ve bu zorlukla beraber onu aşmayı başarırsan, müthiş öğreticilikte biri. İlk başlarda çok zorlandım, hiçbir haberim kabul edilmiyor, üstüne üstlük o ekoldeki çaylaklığımla bir hayli dalga geçiliyordum.
ŞAMANİK YOLCULUK İÇİMDEKİ KAPAĞI AÇTI!
Hayatını değiştiren haberi merak ettim. Hangi haberdi hatırlıyor musun?
Nihayet üç ayın sonunda dönemin astroloğu Yasemin Boran’ın bir köşe yazısında yakında yapacağı Akrepler gecesi haberini önerdim. Türkiye Akrep burcuydu ve Yasemin Boran, Akrep burçlarının katılacağı bir astroloji gecesi düzenliyordu. Korka korka önerdiğim haber, büyük ilgi gördü ve kabul edildi. Gerçi habere ben değil, Ayça Şen gönderildi ama olsun. Bu arada yıl 1999’un sonları. Bu haber kabul edilince, ben buradan yürürüm diye karar verdim ve ondan sonra Türkiye’de ve dünyada ne kadar spritüel konu varsa peşine düştüm. Arka arkaya spritüel konular önermeye başladım, feng shui, rüyalar, astrolog rehberleri, alternatif tıp derken bu alanda meydanda da kimse olmadığı için sivrilmeye başladım. Derken 2002 yılında, Bodrum Karakaya’ya ‘içinizdeki hayvanı keşfedin’ adlı bir habere gittim. O sırada Karakaya Merkezi, daha yeni açılmıştı. Burada ünlü aile dizimcisi Feride Gürsoy ile Şamanik bir içinizdeki hayvanı keşfedin meditasyonuna katıldım. Kampın sahibi Alp Ekşioğlu’ydu. Hayatımda ilk kez katıldığım bu Şamanik yolculuk içimde yıllardır kapalı duran bir kapıyı da açmış oldu. Açış o açış! Bu haberi, ‘Bodrum’daki Hindistan’ başlığıyla kapaktan verdik. Kendi Şamanik deneyimimi bütün açıklığıyla anlatıyordum. Haber ilgi gördü, bir sürü insan Karakaya’ya hücum etti. Ondan sonra Alp ve Feride, beni orada yaptıkları birçok çalışmaya davet etti; ben de hem haber yapıyor, hem ruhsal yolculuklarımı sürdürüyordum. Bugün aile diziminin duayeni sayılan Svagito Libermeister’dan ilk aile dizimi seansımı aldım. Aile dizimi konusunu da Türkiye basınına ilk yazan kişilerdenim. Bu ve birçok konuda öncü haberler yaptım. Aile diziminin kurucusu Bert Hellinger’le tanışıp, birebir seansına katıldım. Bu arada yogaya başladım ve bugün üç kitabı olan yoga alanında duayen kabul edilen Bora Ercan’ın öğrencisi oldum.
4 YIL HİÇ İŞ BULAMADIM
Kişisel gelişim konusunu ilk gündeme getiren kişilerdensin. Kimlerle çalıştın?
Gurmukh, Hasan Sonsuz Çeliktaş, Astrolog Semavii, Metin Hara, Öner Döşer ve Esra Banguoğlu Oğut aklınıza kim gelirse… Aktüel maceram 7 yılın sonunda yine olaylı bir şekilde bittikten sonra, bir dönem Epsilon Yayınevi’nin çıkardığı ilk astroloji dergisi Zodiac’ın yazı işleri müdürüydüm. O dönem çok çarpıcı işler yaptık. Teoman’ın ve Kıvanç Tatlıtuğ’un haritasını kapağa röportajlarla taşıdık. Öner Döşer’i de o sırada keşfettim. Daha sonra Akşam Gazetesi’ne girdik. Orada hem hafta sonu eklerinde çalışıyorduk hem de Brunch adlı şahane ötesi bir dergi çıkarıyorduk. Yine Türk basınına ilk Metin Hara’yı ben taşıdım. Astroloji alanında bütün duayenleri de öyle. O kadar çok var ki, sayamıyorum inanın. Akşam’da şahane bir şekilde haftanın 6 günü çalışır bir de köşe yazarken kaderin ağları 2.5 yıl sonra oradan da kopardı beni. Habertürk Gazetesi’ne kapağı attım ama her ne hikmetse bunca yıllık birikimi yine sıfırlanmıştı ve sanki bunca işi yapmamışım gibi tekrardan sıfırdan başladım. Habertürk bana göre bir yer değildi, kendimi en mutsuz hissettiğim yerdi ve neyse ki yaptığım bir haberle 2009’da işten atıldım. Yine sıfırlanmıştım. İşsiz, parasız kalmıştım. 2013’e kadar hiç iş bulamadım ama bu arada ruhsal yolculuğum devam etti.

ASTROLOJİ ÖĞRENDİM, YOGA HOCASI OLDUM
O ara dönemde neler yaptın?
Astroloji öğrendim, yoga hocası oldum, bulduğum çeşitli eğitimlere gittim, bol bol okudum, içimin derinliklerinde yol aldım. Bu arada ara sıra iş yapıyordum, Doğan Kitap’a dışardan kitap okumaya başlamıştım ve Erhan Özer’in ‘Şifa Sende’ kitabının da editörü olmuştum. Kitap, alternatif şifa alanında ilklerdendi ve o da çok ses getirdi. Bu dönemde sağa sola minik işler yapıyor ve basında tanınmasına öncülük ettiğim Hasan Sonsuz Çeliktaş’ın spiritüel yaşam sitesi ‘Derki’de yazılar yazıyordum. Bu arada 2014 yılında Doğan Kitap, bana yeni kurulacak kişisel gelişim kitapları için part time çalışma teklifinde bulundu. Doğan Novus yayınlarına başladım. Bir Ted Talks konuşmasını izleyip, önerdiğim Judith Malika Liberman’ın kitabı bestseller oldu. Yogi Kazım’ın kitabını bastık, onu da ben önermiştim. Bu arada şu anda 99 yaşında olan üstat da benim hocamdır ve onunla iki yaz kamp yaptım. Daha sonra Güneş Tan’ın ‘Kaderini Değiştir’ kitabını bastık Ondan son derece devrimci bir bilinçaltı değiştirme tekniği olan ARTT eğitimi aldım, uzman oldum. Uygulayıcılık da yapıyorum. Ayrıca regresyon eğitimi olan DMP eğitimi de aldım ama onun uygulayıcılığını yapmıyorum. Şu sıralarda astrolog Gülden Bulut’tan psikolojik astroloji eğitimi alıyorum. Dinçer Güner-Naz Bayatlı’nın ‘Zamanlamanın Gücü’, astrolog Semavii ve Berna Atay’ın ‘Karmik Ay Düğümleri’, Olgu Ilgın’ın ‘Küsmüyüz Tanrım Satürn’, Can Aydoğmuş’un ‘Eliyalar ve Yücelerle Yaşamak Aşka Yürü’ kitabı benim öncülük ettiğim projeler arasında. Burnum daha sonra çok gelişecek, yayılacak fikirlerin konuların kokusunu alır. Gazetecilik sezgim yüksektir. Önceden olayları hissederim.
ÇOK ÇABA HARCADIM
Yazar olma yolunda çok zorluk yaşamışsın. Ama yılmamışsın. Yazdığın kitaplardan yana yüzün güldü mü peki?
Kişisel olarak hep yazar olmak istemiştim ama bu konuda çok zorluk yaşadım senin de dediğin gibi… Başkalarını zirveye taşırken, kendimi aynı zirveye oturtamamakla ilgili karmik borcum var. Ruhsal olarak da bununla ilgili çalışıyorum. Yazar olmak için de çok çaba harcadım ve eğitimlere katıldım. Murat Gülsoy ve Süheyla Kalyoncu’nun yanı sıra merhum ve şahane adam Celil Oker, yaratıcı yazarlık alanında bana çok yol açtılar. Ebedi öğrenci olduğum için zaten eğitim almayı seviyorum. Bu eğitimlerin sonucunda yazdığım ‘Tutkunun Kum Saati’ nice selden sonra yayınlandı. Ancak istediğim yere ulaşmadı. Hatta bir hayli üzüntü ve hayal kırıklığı yaşadım. O kitaptaki ‘Kötülükçü’ isimli kısa hikayemi roman haline getirdim ve ‘Kötülükçü’ romanı 2016 yılında Doğan Novus etiketiyle yayınlandı. Fantastik romanım ‘Darendau’nun Şarkısı’, 2015 yılında yine geliştirilmiş versiyonuyla Publitory adlı free bir kitap sitesinde okuru ile buluştu. ‘Kötülükçü’ kendi çapında başarı kazandı, okurlardan şahane tepkiler aldım. Bu arada Sabahattin Ali’nin bütün eserlerinden derleyerek oluşturduğum ‘Aldırma Gönül’ kitabı, 2019 yılında Doğan Novus etiketiyle yayınlandı. Ayrıca hayalet yazarı olduğum sayısız proje var. Şu anda da hem Doğan Novus’tayım, hem de Pozitif dergisine yazıyorum.
YAPIMCI KİTABIMI OKUMAK ZORUNDA KALMIŞ!
‘Kötülükçü’ kitabın film olacakken, imzalar atılmışken olmamış. Neden?
‘Kötülükçü’, benim masterpiece’im derim hep. Bence çok yaratıcı ve kurgusuna çok emek verdiğim bir kitap. Benim için romanda kurgu çok önemli ve buna da hayli çalıştım. Film olma ve olmama hikayesi de ilginç aslında. O da kadersel. En büyük hobilerimden biri de sinema. Hayatta bir görevin varsa, hayat seni oraya gönderiyor. Her neyse en büyük hayalim ‘Kötülükçü’nün ve diğer kitaplarımın sinema olmasıydı. Zaten ‘Kötülükçü’yü de sinemasal bir kurgu ile yazmış ve ona niyet etmiştim. Kitap çıktıktan sonra çok uğraştım, çok kapı çaldım. Ama karma böyledir, orada bir blokaj varsa o kapı açılmaz. Öyle bir karma ile uğraştım ki, kitabımın tanıtımı için destek de alamadım, ne yaptıysam kendi çabamla 3-5 dostumun yardımıyla oldu. Her neyse astrolog arkadaşım Berna Atay’a da göndermiştim kitabı. Berna, kitabı okumuş ve bayılmış, o da film olmalı demiş. Derken bir danışanın yapımcı bir arkadaşı varmış. Neyse, o yapımcı da danışmanlık almaya geliyor. Laf arasında orijinal proje aradığını filan söylüyor yapımcı. Berna da bir şekilde ‘Kötülükçü’yü ona veriyor. Bu arada büyük değil ama büyümeye çalışan sektörde yeni bir yapımcı. Adam pek de ilgilenmiyor ama alıp kitabı gidiyor ve bir yere atıyor. Derken yaz geliyor, bizim yapımcı tekneyle seyahate çıkacak ve çıkarken de proje filan okuyacak. O projeler arasında siyah kapaklı bir başka kitap var. Benimkinin de kapağı siyah bu arada. Yanlışlıkla o kitap yerine benimki valize karışıyor ve yazın Yunan Adaları sahillerinde adam şu kitabı bir okuyayım diyor ama bir de ne görsün ‘Kötülükçü’. Yanındaki tek kitap da o. ‘Bari bir bakayım’ diyor. Bir okuyor elinden bırakamıyor. Derken beni buldular. Çok da şahane insanlar. Epey görüştük, yönetmenle toplantılar yaptık, anlaşma imzaladık, senaristle konuştuk, oyuncuları düşündük. Şimdi siz, bu kadar ilginç olaydan sonra bu hikayenin mutlu sona ulaşmasını bekliyordunuz değil mi? Ben de öyle bekliyordum, benim ayağımı kırdığım 2018 Nisan’ın da, anlaşmayı da imzaladık ve güle oynaya fotolar çektirdik. Hani Temmuz ayında doların bir arşa fırlaması vardı. İşte o oldu. Proje olmadı. Ben de anlaşmayı feshettim. Hikaye böyle… Ne kadar üzüldüğümü söylememe gerek yok herhalde. Ama işte iki sene kadar ruhumun onarım işlemi sürdü ve çok şükür atlattım.

KADER ÇABAYI, EVREN HAREKETİ SEVER
‘Darendau’nun Şarkısı’ isimli kitabını neden yayınlatmadan önce halka açık bir siteye ardından da Instagram’a koydun?
‘Darendau’nun Şarkısı’nı bastırmayı çok istedim. Ama tahmin edersin ki, hem fantastik hikaye bastırmak zor hem de benim karmam var. Birçok denemem yine hüzünle sonuçlanınca, ben de bu Korona Günleri’nde bir güzellik olur dedim. Öyle yayınladım. Birileri okur belki dedim. Bak sen okudun benimle bu röportajı yaptın, fena mı oldu? Ayrıca Instagram’da kitabımı yayınlama işi beni çok heyecanlandırdı, çok mutlu oldum. Buna da teşekkürler yani. ‘Bundan daha iyisi ne olabilir?’ diyeyim. Bazen bir inşaat yapmak istersin, kiminin elinde dozer kiminin elinde kazma kiminin elinde kaşık vardır. Bu aletlerle yapacaktır inşaatı. Benim elimde kaşık vardı ama bir şeyler yaptım yine. Hiç yapmamaktan iyidir. Kader çabayı sever, evren hareketi.
TANGO CHARLIE BİR KOD ASLINDA
Kitap, anlatıcıların rivayetiyle biraz polisiye gibi başlayıp, fantastik romana evriliyor. Böyle bir romanı yazmak nasıl aklına geldi? Nelerden esinlendin?
Çağan Irmak’ın ‘Ulak’ diye bir filmi vardı. Çok spritüel mesaj taşıyan bir filmdi. Ben o filmden çok etkilenmiştim. Tam üç kez üst üste gittim. Oradaki anlatıcı dikkatimi çekti. Ben de bir anlatıcı kullanayım dedim ve gazeteci Harun Tez karakterini yarattım. Harun Tez, bir kaybedenler kulübü üyesi; biraz berduş, biraz kaybeden ama yetenekli bir adam. O anlatsın; ben de kendi bazı düşüncelerimi onun üzerinden yazayım dedim. Üstelik bir erkek karakter yaratmak, erkeklerin jargonuyla onların bilinçaltına girerek konuşmak çok eğlenceliydi. Tango Charlie ise gerçek bir karakterden esinlendi. ‘İstiridye Üstü Girit’ diye bir kitabın yazarı, yıllar önce 6-7 Eylül olayları sonrasında, İstanbul’u terk edip gitmek zorunda olan Byron Ayanoğlu’ndan esinlendim. Byron, Kanada’ya gitmiş ve orada dünyaca ünlü bir aşçı olmuş. Rolling Stone’un efsanevi solisti Mick Jagger’ın aşçılığını yapmıştı. Kendisi İstanbul’a geldiğinde, onunla röportaj yapmış, çocukluk arkadaşı Erol Evgin’le buluşturmuştum onları. Byron’ın İstanbul’u hüzünlü bir biçimde terk etmek zorunda kalması beni çok etkilemişti. Ona bir de babaanne uydurdum, spritüel, hep rüyalar gören bir kadın. Tango Charlie ismini de tekneci bir arkadaşımın anlattığı bir hikayeden aldım. Kendisi denizciydi, Tango Charlie Türkiye’nin açık denizlerinde arama kurtarma koduymuş. Yani bir Türk gemisi uluslararası sularda Tango Charlie olarak anons edilirmiş. TC yani Tango Charlie. Marjik, Meysunas ve Darendau’nun hikayesi ise benim hep hayal kurduğum pagan şifacı toplumlardan esinlendiğim karakterler. Marjik adı Tarot’daki Magician kartından esinlendi. İzlediğim iki film ‘Kırmızı Leke’ ve ‘Avalon’un Sisleri’ bu hikayeye ilham oldu. Gördüğün gibi çok çeşitli katmanlar bir araya geldi.
HARUN TEZ, BENİM ALTER EGOM!
Harun Tez karakteri nasıl ortaya çıktı?
Harun Tez, bir nevi alter egom. Başta hikayemi anlattığım için anlamışsındır, benim erkek versiyonum. Tabii ki onun gibi içmiyor ve onun kadar kadınlar hakkında kötü düşünmüyorum. Ama sistemle başa çıkamayan ve içlerinde uyumsuz biraz ıssız adam biraz kaybedenler kulübü erkeklerle karşı bir sempatim var. Kendimden parçaları görüyorum. Sistemle uyumsuz olan ve kendi köşelerine çekilip, kendilerini darmadağın eden insanları seviyorum. Onlara çok şefkat duyuyorum. Film ya da örneğin bir Netflix dizisi olsa, herhalde mutluluktan uzaya çıkardım.
HER KADINDA İKİ KARAKTER DE VAR
Darendau ne kadar seksi, kendine güvenli ve erkeklerin başını döndüren bir kadınsa Meysunas başta o kadar çirkin, o kadar güvensiz ve tersi bir karakter. Ying ve yang gibiler sanki… Her şey zıttıyla var olur düşüncesi miydi karakterlerdeki etki…
Darendau ve Meysunas, bir kadının iki yüzü aynı zamanda. Her kadının içinde bir Darendau ve bir de Meysunas vardır. Kadının bir tarafı Darendau kadar kendini erotik, ulaşılmaz cazibede bir tanrıça gibi hissederken, bir başka zaman kendini ucube bir tanrıça gibi hissedebilir. Birinde daha havalı, daha erotik, daha dişi kadın imgesi vardır ama o imge ona aynı zamanda güvenilmez ve korunmasız gelir. Meysunas’la simgeleşen arketipte ise daha çok güven, anne gibi kucaklanma var. Orada güven var. Terk edilemeyecek olmanın güveni. Anneye olan güven gibi… Her Darendau bir Meysunas’a, her Meysunas da bir Darendau’ya dönüşebilir oysa, kadın da içinde bu iki ruhu taşır ama birisi daha önde, diğeri daha gizli olandır bence. Bunlar birbirlerine dönüşebilirler. Bunları anlatmak istedim. İşin ilginç yanı romanı okuyan bir-iki erkek arkadaşın Meysunas’ı daha çok sevmeleri, onun gibi birini istediklerini söylemeleriydi. Dolayısıyla evet, senin de söylediğin gibi her şey zıttıyla var. İdeal kadın ise bence içindeki Darendau ile içindeki Meysunas’ı bir ve bütün yapan kadındır.
SÜRPRİZ SONLARI ÇOK SEVİYORUM
Kitap yazarken nasıl yazıyorsun? Nelerden etkileniyorsun?
Kitap yazarken bilinçaltıma bir fikir düşüyor, o fikir üzerine düşünmeye başlıyorum. Hızlı yazamıyorum, düşünme sürecim uzun sürüyor; yaşadıklarım, okuduklarım, bir kelime, bir şarkı, bir olay hikayenin kurgusuna ekleniyor, hikaye zenginleşiyor o zaman. Değişik parçaları birleştirmeyi, sürpriz sonları çok seviyorum. Hikayeyi ağ gibi örmeyi, alakasız parçaları birleştirmeyi, karakterlerin bilinçaltına girip en gizli, en karanlık yönlerini, içlerindeki zıtlıkları anlatmayı seviyorum. Kusurlu karakterler yaratmaya bayılıyorum. Şu anda üzerinde çalıştığım hikayenin konusunun bir bölümü örneğin bana rüyamda geldi. Sabah uykudan uyanıp, konuyu not aldım. Ana konuyla uğraşırken, bir başka hikaye daha zihnime düştü. Birden ikisini birleştirebileceğimi düşündüm, tam yazmaya başladım, yan karakterler coştular ve onlar da hikaye anlatmaya başladılar. O yüzden genişliyor ve çabuk bitmiyor.

2 comments
Sevgili Aslı Örnek konularınız çok başarılı, tebrikler 🙂
Çok teşekkür ederim. Üye olduysan devamı gelecek Hülyacığım:)