Çok zorlandım ama bu iş değil, benim için gönül borcu
Bu bloğu takip ediyorsanız, sevdiğim haberlerimi arşivlediğimi, benim dikkatimi çeken konularda röportajlar koyduğumu, merak ettiğim alanlarda uzmanlarla konuştuklarımı yayınladığımı biliyorsunuz. Çeşitli alanlarda dikkatimi çeken konuları burada topluyorum. Kendi hayallerinin peşinden giden, yılmadan üretenler de burada paylaştığım ve sevdiğim işlerden. Size bu yazıda Karadeniz peştamalinin unutulmaması için, cüzdan ve çantalar üreterek sıfırdan bir marka yaratan Çiğdem Kacar Selimoğlu’yla tanıştıracağım. Peştamalinin sadece fular ya da masa örtüsü olarak kullanıldığını görmesi üzerine araştırmalar yapan Çiğdem Hanım, oğlu henüz bir yaşındayken Lazca ‘iyi’ anlamına gelen K’ai&Vrosi’yi kuruyor. Arhavi Lazları ‘K’ai’yi, Ardeşen Lazları ise ‘Vrosi’yi iyi anlamında kullanıyor ki, bu da unutulmaya yüz tutmuş kelimeler olunca markanın alamet-i farikasıyla uyuşuyor. Bugün Amerika ve İngiltere’de popüler olan, ünü Avustralya’ya bile yayılan markayı ve bu işe başlama hikayesini Çiğdem Kacar Selimoğlu’yla konuştum. Beğenilerinizi bloğumu takip ederek, yorum yaparak ve paylaşımlarla gösteriniz:)
Öncelikle bu işi yapmaya anladığım kadarıyla Karadeniz peştamalinin unutulmaması için başladınız. Markayı kurma fikri nasıl ve ne zaman çıktı?
Karadenizli bir ailenin kızıyım, annem ve babam genç yaşta İstanbul’a göç etmişler fakat köklerine bağlı bir aileyiz, dolayısıyla kendimi bildim bileli her yaz ya da her fırsatta soluğu memlekette alırdık. Sanırım görsel hafıza böyle bir şey, hayatta farkında olarak ya da olmayarak biriktirilen tüm parçalar eninde sonunda bir gün tamamlanıp, ortaya yapbozun tamamı çıkıyor. Bundan 8-9 sene önce Bulancak Otogarı’nda otobüsün kalkmasını beklerken, kafamı cama yaslamış etrafı gözlemliyordum, bir anda dükkanlarda görmeye aşina olduğum bir tablo beni ‘Neden?’ sorusuna itti, Karadeniz peştamalini aslına uygun olarak kullanılmasının dışında bugüne kadar hep ya fular ya da masa örtüsü olarak görmüştüm. Biraz da meslekten olsa gerek, bir anda “Bu kadar kıymetli bir şey neden bugüne kadar katma değerli bir ürüne dönüştürülmemiş?” sorusunu kendime sorarken buldum. Aradan geçen zaman zarfında da bu düşünceden yola çıkarak, çok kapsamlı bir araştırma ve geliştirme çalışmaları yaptım. Bunu yaparken de aslında görünenin bir kumaştan öte, eşi olmayan bir emek ürünü, devam ettirecek temsilcisi çok az olan bir kültürel miras olduğuyla yüzleştim ve bu doğrultuda oğlumu dünyaya getirdikten bir sene sonra K’ai&Vrosi’yi kurdum.

İTALYANLAR EN UFAK DETAYI BİLE HİKAYELEŞTİRİYOR
Daha önceki mesleğiniz neydi?
Ankara Üniversitesi İtalyan dili ve edebiyatı mezunuyum, mezun olduktan sonra çoğunlukla İtalya’ya ihracat yapan tekstil üretim firmalarında çalıştım. Bu süre zarfında birçok ünlü yabancı markanın mutfağındaki tasarımcılarla ve buzdağının görünmeyen kısmıyla birebir çalıştığım için gözlem yapma fırsatım oldu. Gözlemlediğim en önemli şey de İtalyanlar’ın kendilerine ait en ufak bir detayı muazzam bir hikayeye dönüştürme yeteneği. Sanırım bu birikim, kendi özümüze daha yakından bakma fırsatı tanımış olsa gerek ki, “Neden?” sorusunu sorabildim.
Ne gibi zorluklar yaşadınız markayı kurarken?
Peştamal dediğimiz kumaş, Karadeniz kadınının bir sembolü, gerek fındığını çayını toplarken ya da çarşı pazarda dolaşırken örtündüğü el dokuması bir zanaat ürünü, bir kültürel miras. Genel olarak hepimizin bildiği bu iken hikayenin içine girdikçe daha da kıymetli olduğunu bunu yapan usta sayısının ne yazık ki, çok az olduğunu öğrendiğimde fark ettim. Endüstrileşmenin bir getirisi olarak artan makina kullanımıyla fiyatı ve üretim süresi olarak hem tüketiciler tarafından tercih edilmezken, üreten tarafında da emeğinin karşılığını farklı işlerden elde eden ustalar, zaman içinde ne yazık ki meslekten uzaklaşmış. Bununla beraber orijinal kullanımının azalmasıyla genç nesil tarafından da ancak makinada üretilen masa örtüsü ve türevleri gibi farklı ürün gruplarında değerlendirilmiş. Öncelikle en zorlandığım kısım “Bunu kim, neden kullansın?” algısını yıkmaktı. Günün sonunda 1 metre boyunda gördüğümüz kumaşın aslında kara tezgah denilen tezgaha gelene kadar ve geldikten sonra ne kadar zahmetli aşamalardan geçtiğini herkese anlatmak ve aynı zamanda üreten ellerin de tezgaha geri dönmelerini sağlamaktı. Bunu yapabilmek için işe Karadeniz’den başladım, oradan yola çıkarak tek tek üretici bulmak, onları ikna etmek ve daha önce hiç bilmediğim bir sektöre – deri dünyasına adım atmak kolay olmadı önemli bir AR-GE süresi gerekti. Fakat doğru zamanda doğru insanlar, hep yol göstericim oldu. Bunun dışında şirketi kurduğumda 1 yaşında bir oğlum ve çok az sermayem vardı. Çok zorlandım, her gün de zorlanıyorum ancak bunu bir işten ziyade bir gönül borcu gibi görüyorum.
K’ai&Vrosi‘nin bir anlamı var mı? Varsa ne?
K’ai&Vrosi Lazca ‘iyi’ demek. Aslında her iki kelime de aynı anlamı taşıyor, K’ai daha çok Arhavi Lazları’nın, Vrosi ise Ardeşen Lazları’nın kullanmayı tercih ettiği bir kelime. Tıpkı peştamal gibi o da unutulmaya yüz tutmuş bir dil. Aynı zamanda biz Karadenizliler’in farklı görünsek de özümüzde aynı olduğumuzu yansıttığını düşünüyorum, iyi bir iş yapma niyetiyle yola çıktım bu anlamda marka ile uyum sağlıyor diyebilirim.
TEK DEĞİLİM ARKAMDA KOCAMAN BİR EKİP VAR
Marka için kaç kişi çalışıyor?
Trabzon’da zanaatkârlar, İstanbul’a deri atölyemiz ve bununla birlikte hasırlarımızı ören ev ekonomisine katkı sağlayan kadınlarımız var. Günün sonunda her ne kadar yalnız çalışıyor gibi görünsem de bu iş kocaman bir ekip işi, bu zincir ekipsiz olmaz.
Ürünlerin tasarımına siz mi karar veriyorsunuz?
Evet, peştamal çok yoğun renklerden ve iddialı desenlerden oluşuyor, bu sebeple en başından bu yana daha klasik çizgide ilerlemeye çalışıyorum. Çünkü istiyorum ki, satın alınan her bir ürün nesilden nesile aktarılsın ve uzun vadede kullanılabilsin. İleriye dönük çok güzel projeler var, umarım yavaş yavaş hayata geçirebileceğiz.

AMERİKA VE İNGİLTERE’DE DE POPÜLER
Markayla ilgili başınıza gelen en ilginç olay ne?
Istanbul’74’ün kurucusu Demet Müftüoğlu beni arayıp Bodrum Maça Kızı Otel içinde açacakları ‘74Escape adlı mağaza için ürünlerimizden almak istediklerini söyleyince çok şaşırmış ve mutlu olmuştum fakat benim işin ilginç yanı çok sonradan tesadüfen bir podcast’te Mehry Mu markasının kurucusu Güneş Mutlu’nun konuşmasını dinlerken Demet Hanım’a markamı öneren kişinin o olduğunu öğrenmemle oldu. Günün sonunda verilen emeğin görülmesi, kıymet verilmesi ve takdir edilmesi kadar güzel bir şey yok.
Ürünleri en çok nerelere gönderiyorsunuz?
Az evvel dediğim gibi amacım ‘Bunu kim, neden kullansın?’ algısını yıkabilmekti ama tabii ki bunu yaparken gerçekten kıymet bilen kitleye ulaşabilmekti. Ürünler, İstanbul ve Ankara’dan sonra en çok Muğla’ya gitti. Türkiye dışında da en çok Amerika ve İngiltere başta olmak üzere Avustralya’ya bile ulaştık. Hiç gitmediğim coğrafyalarda, el emeğine kıymet veren ve bu hikayenin bir parçası olan insanlar olduğu için çok mutluyum.
DÜŞTÜĞÜNÜZDE KALDIRACAK KİŞİLERLE ÇALIŞIN!
Markayla ilgili en büyük hayaliniz ne?
Sürdürülebilir olması, gerçekten tezgahta yükselen seslerin artması, ustaların severek zanaatine devam edebilmesi en büyük temennim. Bu da farkındalıkla ve daha çok taleple mümkün.
Ailenizin markayla ilgili görüşü ne? Nasıl geri dönüşümler alıyorsunuz?
Annem ve rahmetli babam her daim üreten insanlardı, hayata bakış açısı olarak böylelerdi ve ben de böyle büyüdüm. Tüketim değil, üretim odaklı olmak ruhumda var ve beni en çok besleyen şey de bu. Dolayısıyla annem mutlu tabii, eminim babam yaşasa o da çok mutlu olurdu. Kayınvalidem ve kayınpederime gelirsek onlar da Laz, hatta marka isminin çıkışına da onların etkisi oldu diyebilirim. Ne zaman Lazca bir kelime öğrenecek olsam birbirlerini düzeltirlerdi. Örneğin; biri ‘K’ai’ der, diğeri ‘Vrosi’. Böyle bir değere sahip çıktığım için elbette çok mutlular… Fakat üretimde ve bir girişimde zaman mefhumu olmadığı için en büyük destekçim oğluma en az benim kadar annelik yapan eşim.
Kendiniz gibi girişimcilere ne gibi önerilerde bulunursunuz?
Her zaman söylediğim bir laf var; ‘Tek tuğladan duvar olmaz.’ Girişimcilik bir ekip işi, ruh işi. Çoğu zaman pes etme noktasına gelip, yine en başından başlar gibi aynı hevesle devam edilecek bir iş, aksi mümkün değil. Dolayısıyla kendi artı ve eksi yönlerini masaya yatırarak bu yola çıkmak lazım, çok çalışmalı gibi klişeleri söylememe gerek bile yok! Fakat kendileri gibi hayalleri doğrultusunda çalışan, ayakları yere basan, düştüğünde kaldıracak yol arkadaşları olması çok önemli.


2 comments
Ne kadar mutluluk verici… Her şey kötüye gidiyor savunucuları da okumalı… 😍🙏
Okuduğunuz ve takdirinizi dile getirdiğiniz için teşekkürler:)