‘Biz’e adanan bir hayat
Bu dünyaya neden insan olarak geldiğinizi hiç düşündünüz mü? Bitki, hayvan ya da herhangi bir eşya olarak değil de neden insan olarak geldiniz bu dünyaya? Vücudunuzda 100 bin kilometre yani dünyadaki en büyük otoyol ağından daha uzun bir damar uzunluğu varsa ve 206 kemikle dünyaya kafa tutmaya kalkışıyorsanız, bunun bir anlamı olmalı değil mi?
İşte bu soruları kendisine soran, hayatı anlamlandırmaya çalışan herkesin yolu illa ki Doğan Cüceloğlu’yla kesişmiştir. Bu yol arkadaşlığı illa ki kitaplarıyla olmuştur ama şanslı olanlar kendisiyle yüz yüze de tanışmış, onun nasıl değerli biri olduğunu anlamıştır. Bu satırların yazarı olan ben de K24 için salı günü saat 13.25’te kendisini telefonla aradım. Amacım Deniz Bayramoğlu’nun Doğan Cüceloğlu’yla yaptığı uzun söyleşiden oluşan ‘Var Mısın?’ kitabıyla ilgili röportaj yapmaktı. Kitaplarını okuduğum, benim de hayat yolumda düşünceleriyle farkındalığıma neden olan biriyle konuşmak, yeni kazanımlar elde etmek ve yaymak ‘biz’e katkı sağlayacaktı. Daha önce kendisiyle tanışma ve konuşma şansım olmamıştı. Doğan Hoca telefonu açtı, soyadımı sordu, ‘Örnek’ deyince çok güzel olduğunu söyledi babacan tavrıyla… Röportaj günü için eğer yaşasaydı bugünü karar kılmıştık. Saati kendisinin belirlemesini istememe rağmen, benden saat istiyor, ama defterinde o saatte başka programı olduğunu görünce üzüldüğünü anladığım bir ses tonuyla değiştirmek istiyordu. (Karşısındakine verdiği değer, daha önce hiç görmediği, kendisinden yaşça küçük birine ve öze duyduğu saygı hemen anlaşılıyordu)
Saat 14.00 dediğimde toplantısı olduğunu, saat 13.00 dediğimde ise saat 11.30’da röportajı yapmak istediğini saat 13.00’te de biraz dinlenebileceğini söyledi. ‘Var Mısın?’ kitabını çok beğendiğimi, bu kitapla ilgili röportaj yapma nedenimin ‘Bir insanın değişmesiyle (bu insan başta benim) toplumun değişebileceğine olan inancım olduğunu söylediğimde sevinerek ‘Bunu söylemen çok kıymetli, teşekkür ederim. Sen de bizdensin. Cuma görüşüyoruz’ dedi. Telefonu kapatırken birlikte bir podcast yayını yaptıkları ablama (Nilay Örnek) selam söyledi. (Yazıda bu yayından da alıntı yaptım) Bu benim kendisiyle ilk ve son konuşmam oldu. Kitaplarını okuduğum yazar, karşısındakine çok değer veren bir insandı ve okuduğumla, izlediğimle aynı kişiydi, bir de çok kibardı. Bu konuşma benim için daha önce çıkardığı kitapların sağlaması gibiydi, sözün özü ‘-Mış Gibi Yaşamlar’ın yazarı da ‘mış’ gibi yaşamıyordu.
‘BÖYLE İNSANLARIN ÖLMESİ AĞIR GELİYOR’
İki ya da üç saat sonra sosyal medyada Doğan Cüceloğlu’nun fotoğraflarını ve öldüğünü okuduğumda anlam veremedim. (ki hala veremiyorum) Hemen telefona sarılıp, aradım. Ama tabii ki ulaşamadım. Yaşadığım his aynen şöyleydi; ilk kez konuştuğum ve benimle bağ kuran Doğan Cüceloğlu sanki ailemden biriydi ve ben ailemden birini kaybetmiştim. Ama nereye baksam gördüm ki, bu hissi derinden yaşayan sadece ben değilim, ‘Babam ölmüş kadar üzgünüm’, ‘Böylesine üreten insanlar öldüğünde bir başka üzülüyorum. Susmaları, artık yeni bir şey söyleyemeyecek olmaları çok ağır geliyor bana’ gibi anlamlı cümleler kuran o kadar çok insan var ki…
Doğan Cüceloğlu, eğitimini Türkiye’de ve yurtdışında tamamlayıp, önemli işlere imza atmış psikolog ve iletişim psikolojisi uzmanıydı. Ama onu farklı kılan birçok yönü arasında yaşadığı ve yaşattığı farkındalık, üretkenlik, insan sevgisi ve bunu hissettirmesi vardı. Hepimizin saklamaya, örtmeye çalıştığı kusurlarını anlaması, kendi başından geçen olumsuz olayları saklamayıp, bunlardan elde ettiği çıkarımları rahatça paylaşması onu ailemizden biri yapmıştı sanki. 83 yaşındaki Doğan Cüceloğlu daha çok insana ulaşmak için sosyal medya kullanıyor, podcast yayınları yapıp, kitaplar yazarak arı gibi çalışıyordu. ‘Hangi makamda olursan ol ve servetin ne kadar olursa olsun, kendi özüne, ‘can’a merhaba demeden anlam bulamazsın’ (Doğan Cüceloğlu-Deniz Bayramoğlu, Var Mısın?, Sayfa 41) diyerek her birimizin özümüzle tanışmasını istiyordu. Bu onunla yapılan yayınlarda, podcats’lerde ve kitaplarda da hep vardı.
‘Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir’ sözü de birçoklarımızın kulağına küpe oldu. Gerçek anlamda kişisel gelişimin de Türkiye’de gelişmesine vesile oldu.
TÜRK AYDINISINIZ ŞİVENİZİ DÜZELTİN!?
Doğan Cüceloğlu’nun kendi hayatından kesitler aktardığı yayınları okuduğunuz ya da dinlediğinizde şunu görüyorsunuz ki, edinilen kimi değerler, sevgi ve saygınlık boş değil. Örneğin; ilk kitabı ‘İnsan İnsana’yı yazıp, dönemin yayınevlerine gönderdiğinde hiçbiri basmak istememiş. İletişim ve iletişim psikolojisi kavramının çok da oturmadığı (ilk basım yıl 1979), ‘Sen sağcı, solcu ya da dinci değilsin, senin kitabın satmaz’ denildiği bir ortamda Altın Kitaplar ilk kitabı ‘İnsan İnsana’yı yayınmış ve kitabın baskısı iki ay içinde tükenmiş. Bu arada Cüceloğlu konferanslar verdiğinde ünlü bir şirketin çalışanıyla arasında geçen diyaloğu ise şöyle anlatıyor: ‘Hocam siz bir Türk aydınısınız. Bu şive ne? Düzeltmeniz için hoca bulalım. Tabi Silifkeli olduğum ve üzerine 20 yıl Californiya’da kaldığım için şivem bozuk. Sonra Alanya’da bir seminerde konuşurken ‘Arkadaşlar, Türk aydını olarak konuşmamı düzelteceğim’ dedim. Arada biri yanıma geldi ‘Lütfen şivenizi değiştirmeyin! Böyle kalsın. Zaten o tip konuşan çok insan var. Siz kendiniz olun!’ dedi. Ben sahnede bunu söyledim büyük alkış koptu.’ (Nilay Örnek-Doğan Cüceloğlu/Nasıl Olunur?/Podcast)
SEVGİNİN SINIRI, HUDUTU YOK!
Cüceloğlu sevgisinin sınırı, hudutu yoktu. Kronik Kitap’tan çıkan son kitabı ‘Var Mısın?’la da 83 yıla sığdırdığı ve anlamlandırdığı hayatından süzdüklerini anlatıyor, karşılaştığı insanlarla paylaşımlarından örnekler de veriyordu. Cüceloğlu, hayatın anlamı nedir, insan kendisini nasıl geliştirir, umutsuzluğu nasıl aşarız, içimizdeki özü nasıl buluruz, çevremiz bizi nasıl etkiler, kime akıl danışılır, nasıl eş seçilir, toplum nasıl dönüşür gibi sorularına cevaplar veriyordu.
‘Korku kültürü yerine sevgi kültürünü nasıl aşılamalıyız?’ sorusunu önemseyen Cüceloğlu, kendisini mutlu eden ve şaşırtan bir olayı da şöyle anlatıyordu: ‘İki yıl önceydi. Daracık bir kaldırımda köyden ya da kasabadan geldiğini tahmin ettiğim bir kadınla karşı karşıya geldik, ona yol verdim. Bir iki adım ilerlemiştim ki, arkamdan seslendi: ‘Bi’ dakka, bi’dakka’. Dönüp baktım. ‘Sen o adam değil misin?’ diye sordu. O kadar doğaldı ki… Bir yandan da kalakalmıştım. Hangi adamdan bahsediyor olabilirdi? ‘Hani’ dedi, ‘televizyonda çıkıyorsun, sürekli ‘ana-baba’ diye konuşuyorsun, o adam değil misin sen? ‘Evet televizyona çıkıyorum.’
‘Allah senden razı olsun! Allah benim ömrümden alıp sana versin! Televizyona çık! Konuş, ne olur konuş!’ Ardından da arkasını dönüp yoluna devam etti. Ben ise o esnada tüylerim diken diken olmuş vaziyette içimden, ‘Allah’ım bundan daha anlamlı hediye olamaz’ diyordum. Bu karşılaşma günlerce içimi sıcak tuttu. Sonrasında ‘Bu dua nasıl bir anlayıştan, bilinçten geliyor?’ diye üzerinde çokça düşündüm. Bu köylü kadın ‘biz’e nasıl varmış, nereden varmış? Nereden geliyor bu anlayış? Hizmet ettiğime, yararlı olduğuma inanıyor. Peki ben onun kendisine nasıl yararlı oluyorum? Belki çocuğuna, belki torununa, belki geniş ailesine, belki tüm topluma… Kendi ömründen vermek istediğine göre kendinden daha büyük, daha değerli bir şeyin var olduğuna karar vermiş. Yani ‘Biz’ diye bir şey var ve ‘bu adam’ ‘biz’e hizmet ediyor” diyor. “Bende akü var ama ‘ben’ ‘biz’e onun kadar hizmet edemem, kendi akümden vereyim de bu adam hepimize hizmet etsin’ diye düşünüyor. Bir insanın ‘ben’den ‘biz’e dönüşebilmesi, bu bilinci geliştirmesi çok önemli bir adım ve bunu belki ilkokula dahi gitmemiş bir kadın başarıyor. Sorum şu: Eğitimsiz deyip önemsenmeyen bu kadın ‘biz’e ömrünün bir parçasını verecek duruma nasıl geldi? Hangi aile ortamı bu bilincin gelişmesine hizmet etti? Bu sorunun cevabını bulup anlamak önemli… Her birimizde ‘biz’ bilinci illaki var mı, ondan emin değilim ama bu kadında kesinlikle var! Dahası eğitimle oluşturulmadığı kesin. İçinde yetiştiği kültürden doğal olarak gelen bir bilinç. Bunun farkında olmamızı önemsiyorum. Aynı bilince başka bir kitabımda, okuma yazma bilmeyen köylü analığımın beni küçücük bir kuşa taş attığımı zaman görüp, ‘Canın büyüğü küçüğü olur mu? Vurma! Günahtır!’ diyerek bana engel oluşundan bahsetmiştim. (Doğan Cüceloğlu, Damdan Düşen Psikolog, Remzi Kitabevi) Anadolu halk kültüründe yaşayan bu temel değerlerin bilimsel olarak araştırılıp, incelenmesini önemsiyorum; çünkü gelişmenin bu yolla olacağına, korku kültürünün sevgi kültürüne böyle dönüşeceğine inanıyorum.’ (Doğan Cüceloğlu-Deniz Bayramoğlu, Var Mısın?, Sf 41)
ÖLSEM BU KADARMIŞ DERİM!
Doğan Cüceloğlu, kitapta hayatı nasıl gördüğünü de şöyle özetliyor: ‘İçime baktığımda şükran duygusu hissediyorum. Derinden gelen bir his bu. Kendimi hayattan kopuk ve yalnız değil, büyük bir ‘biz’in anlamlı bir parçası hissediyorum. Bu ‘biz’in alt bölümleri var. Eşim Yıldız ve kızımız Umay’la ilişkimiz sağlıklı ve anlamlı… Amerika’daki çocuklarımla, dede olarak torunlarımla ilişkilerim de öyle… Şimdiye kadar öğrencim olmuş insanlar var, okurlarım var, kademe kademe kurduğum ilişkiler var. Doğal olarak yaptıklarıma ve fikirlerime hoş bakmayanlar da var ama bu daha çok aynı fikri, aynı ideolojiyi paylaşmamaktan kaynaklanıyor. ‘Sen yanlış düşünüyorsun, bizim bakış tarzımız doğru’ diyen insanlar bunlar. Onları anlayabiliyor, kınayıp kızmıyorum; bilakis düşüncelerini söyleyip, paylaştıkları için içimde bir şükran duygusu var. Niyetimin saflığını tekrar tekrar gözden geçirmeme vesile oluyorlar. Bir de baktığım zaman, hayatımın anlamlı ve coşkulu olduğunu görüyorum. İçimden gelen ses bana, ‘Doğan sen kendinsin ve doğru bildiğini yapıyorsun’ mesajını veriyor. Üstelik ‘Ah keşke şunu da yapıyor olsaydım’ dediğim bir durum yok!’
Bu cevap üzerine Deniz Bayramoğlu soruyor ‘İçinizde ukte kalan bir şey yok mu?’, cevap tüyleri diken diken edecek türden… ‘Önemli gördüğüm ve yazmak istediğim birkaç kitap var. Ama yaşamın akşının gizemine ve muhteşemliğine inanıyorum. Kadere inanıyorum. ‘Sen elinden geleni yapmaya devam et, kaderin varsa olur’ diyorum. O bakımdan içimde bir sakinlik, huzur var. Biliyorsunuz yakın zamanda bir kalp krizi geçirmiştim, bu gece bir kriz gelse ve ölsem, son anda ‘Allah kahretsin, daha yazacağım kitaplar vardı!’ şeklinde bir duygu içinde olmayacağım. ‘Demek ki böyleymiş. Bu kadarmış’ diyeceğim. (Doğan Cüceloğlu-Deniz Bayramoğlu, Var Mısın?, Sf 82)
ÜSTTEN KONUŞMAYAN AYDIN!
Çocuklara ve gençlere verdiği değer, ebeveynlere yol göstermesi, kimseyi ayırmadan, parmak sallamadan, üstten konuşmadan, ben değil bize odaklanarak, ‘ben her şeyi bilirim’ tavrında olmadan arkadaşça yaklaşması, bir şeyleri bilse bile ‘Ben de sizinle öğreniyorum’ duygusunu karşısına geçirmesi, babacan edası daha birçok güzel özelliğiyle Türkiye gerçek aydınlarından birini kaybetti. Tüm ailesinin, sevenlerinin, öğrencilerinin, okuyucularının ‘Var Mısın?’ı yayınlayan Kronik Kitap’ın, Deniz Bayramoğlu’nun ve kitaba emeğe geçenlerin kısacası herkesin başı sağolsun.
Yukarıda okuduğunuz yazıyı Doğan Cüceloğlu için ölümünün hemen ertesinde yazdım. Ama yayınlayıp yayınlamama konusunda kararsızdım. Öldüğü gün, röportajımızı organize eden Kronik Kitap’tan Adem Bey’e ve Cüceloğlu’nun ailesine bir başsağlığı mesajı atmıştım. İçimde güçlü bir yazı yazma isteği vardı, ben de iç sesimi dinledim. Yazıyı yazıp bitirdiğimde e-postama bir mesaj geldiğini gördüm. Mesaj Adem Bey’dendi ve şöyle yazmıştı: ‘Çok teşekkür ederiz. Biz de çok üzgünüz ve inanamıyoruz hala. Sizin tanıklığınız bence kayıt altına alınması gereken bir an. Eğer yazarsanız ailesi de çok mutlu olacaktır. Saygılar…’ Adem Bey sadece Doğan Hoca’yla salı günü 13.25’te konuştuğumuzu biliyordu ve yazıdan haberi yoktu. Sanki benim beynimi okumuş, çekincemi anlamış gibi bu mesajı yazıp, bir de ailesinin de mutlu olacağını belirtince Doğan Hoca’dan bir işaret almış gibi oldum. O nedenle de bu yazıyı yayınlamak boynumun borcu oldu. Bu yazı benim Doğan Cüceloğlu’na saygı ve sevgi yazısı olarak burada her daim kalacaktır.




31 comments
Kalpten dökülen sözlerinle sevgili rehberimizi ne güzel onurlandırdın Aslıcım. Dev bir yıldızın bu kadar birleştirici ve mütevazi olabilmesi ne değerli. Çok teşekkürler🤍
Ne güzel yazmışsın sevgili Belgin:) Umarım öyle olmuştur. Beğenmene çok sevindim. Klavyeden kalp çıkarmak istedim, olmadı. Kalp koymuşum sayarsan sevinirim
Çekmeden, çekdirtmeden böyle sessizce bir ölüm. Kendi göremesede sevildiğini ve doğru işler yaptığının kanıtı binlerce kalp bıraktı Doğan Cüceloğlu ardından. Seminerde en arkadan dinlerken kendisini neden daha önce katılmadığımı sorgulamıştım. Ya hiç tanımayıp, yazdıklarına, söylediklerine şahit olamasaydım. Hayattayız ama yaşıyor muyuz derdi. Yaşamaya çalışıyoruz hocam yaşamaya🙏🏻 Allah rahmet eylesin, kaleminize sağlık Aslı Hanım💙 Sevgi’den sevgiler
Ardından böylesine üzülen binlerce kalp bırakması, işine bu kadar özenirken, her kesime ulaşırken bunu kendi gibi yapması ne kadar kıymetliymiş. Okuduğunuz ve yo:)rum yaptığınız için ben de size teşekkür ederim. Sevgiler
Çok teşekkürler… Doğan hocayı dinlemek sanki onun yanında olmak gibi… Paylaşım için çok teşekkürler…
Bana da öyle geldi, yaşıyor ve hala anlatıyor gibi… Teşekkürler
Ağlayarak okudum 🙁 Doğan Hocamızın insani tarifi ancak bu denli anlatılırdı. İnsan doğup insan kalabilen ve güzelliklerle anımsanacak ardında binlerce hatıra ile muhteşem bir insan olarak ayrılan birkaç iyi insandan biriydi.. Ruhu şad olsun.. Ailesine sabırlar temenni ediyorum.
Güzel sözleriniz için teşekkür ederim. Amin
Yüreğinize, emeğinize, kaleminize sağlık. Sabah sabah zihnimizi aydınlattı hüzünle karışık huzur verdi kelimeleriniz. Sanki söyleşi yapmışsınızda oradan bir kesit okuyor gibi hissettim. Doğan Hocaya Allah rahmet diliyorum. Size de teşekkürler paylaşım için.
Ne demek. Zaman ayırıp okuduğunuz için ben teşekkür ederim. Amin
Ne güzel yazmışsınız ,çok duygulandım , aynı şeyleri bende düşünüyordum, ne güzel, Doğan hocamızın huzurlu ve şükür içinde bu dünyadan gitmesi beni sevindirdi. Nur içinde yat güzel ruh, güzel insan ..
Amin. Bence bütüne hizmet eden ve bu kadar sevilen bir insan olarak güzel her şeyi halen hissediyor bence
Gözüm yaşlı yeniden yeniden okudum yazınızı… Beni ancak kitaplarını okumuş biri olarak o kadar üzdü ki vefatı.Çok şey öğrendim ben bize ulaştırdığı kıymetli kitaplarından daha öğrenecek çok şeyim vardı. Onun son saatlerinde bile karşısındakine gösterdiği özeni kendinize saklamayıp ve yazıya döktüğün için teşekkürler. Hep içimizde yaşamaya devam edecek.Ondan bana, benden kızıma kalacak koca bir mirastır yazdıkları…
Beğenmeniz çok kıymetli ve bunu vakit ayırıp yazmanız. Doğan Hoca’nın öğretisini de miras gibi kabul edip, yaymak ne kadar kıymetli.
Dün akşam tv 8 de daha önce izlediğim Doğan hocanın katıldığı programın tekrarı vardı, sanki ölmemiş yaşıyor gibi geldi, zaten o fikirleriyle bizde hep yaşayacak, yazınız çok güzel olmuş, iyi ki yayınlamışsınız, yüreğinize sağlık
Ben de her röportajını hala ekrana çivilenerek ve ölümüne inanmayarak dinliyorum. Çok teşekkür ederim
Öldüğü günden beri onunla ilgili her haberi ve yazıyı gözümde yaş ile izliyor ve okuyorum. Bir de sevgili Barış Manço öldüğünde böyle olmuştum. İnsan sevildiğini hisseder ya ekrandan bile bize bunu hissettiriyordu Doğan Hoca. Ben doğum sonrası ağır bir depresyon geçirdim.İki yıl tedavi sonrası normal hayata döndüğümde, sorgulamaya başladım neden böyle olduğunu…
Rehberim tabii ki Doğan Hocaydı.Savaşçı kitabı ile sorularıma yanıt buldum.Evlatlarımla ilişkimde de yol göstericimdi.Yıllarca o bizim için yazdı.Şimdi onun için yazmak bizim için gönül borcu ne güzel söylemişsiniz. Kaleminize sağlık
Ne kadar güzel yazmışsınız. Doğan Cüceloğlu, Barış Manço, Türkan Saylan, Seyfi Dursunoğlu bende de liste bayağı uzun böyle akıp gidiyor. Sizi sizle buluşturan Doğan Hoca’nın yaptığı nasıl kıymetli, nasıl eşsiz sizin için hissettim şu an. Teşekkür ederim
Iyi ki yazmışsınız. Ailesinden sonra en büyük şoku sizin yaşadığınızı düşündüm ablanızın o gün paylaşımında sizinle telefon görüşmesi yaptığınızı okuduğumda. Sesi kulaklarınızdadır halen diye düşündüm. Ben 1996 yılında Türkiye’ye döndüğü ilk yıllarda, yeni mezun ilk çalışmaya başladığım kurumun ilişki yönetimi eğitimlerinde kendisiyle tanştım. Şivesiyle, espirili, cesur ve sakınmadan paylaştığı anıları ve anektodlarla çok keyifli vakit geçirmiş ve çok şey öğrenmiştik. Sonrasında da Biz Bilinci eğitimlerini de aldım. Kütüphanemde sanırım tüm kitapları var. Hepsamimi, babacan, sevgi dolu birisi olduğunu, paylaşmaktan çok keyif aldığını hissettim. Gördüm ki herkes de öyle. Dediğiniz gibi topluma bu kadar faydalı, her sòzüyle öğretmeye paylaşmaya devam eden insanların aramızdan ayrılmaları çok üzücü. Ardında bıraktığı eserler, konuşmalarla yaşayacak diye düşünüyorum.
Çok teşekkür ederim. Evet, nasıl da iyi anlamışsınız duygumu… Ben uzun süre inanmadım. Hatta bildiğim halde yanlıştır diye telefonla aradım, tabii ki ulaşamadım. Şok olup, uzun süre de etkisinden çıkamadım. İnsanoğlu bir varmış, bir yokmuş lafının bu kadar gerçek ve acımasız olduğu ölümler beni her zaman çok derinden etkiliyor:( Sizin bayağı anınız varmış ne güzel sizin için… Şanslılardansınız. Umarım onun iyiliği böylesine yayan, birlik bilincindeki, sevgi kültürü felsefesi hiç unutulmaz, artarak çoğalır.
Bu aralar ona yazılan veda yazılarını okuyorum sürekli… biz olmayı başarmış hissettim çünkü her kelime Biz’e doğruydu sanki bu yazı da Biz’lige götürdü yine kaleminize sağlık Asli hanım okudum ve iyi geldi🙏💕
İyi geldiyse ne mutlu. Sevgi kültürünü yayan herkese sizin gibi iyi gelir umarım
İclal Aydın sayesin de bu yazıyı okudum,çok duygulandım.Hocayı kaybetmek gerçekten üzdü hepimizi.Facebook da hep iletişim halindeydik,eksik kaldık.Çok şükür ki,onu bulmak bile başlı başına bir şans,teşekkür ederiz,bu güzel anma yazısı için,yüreğize kaleminize sağlık.sevgiler
Kesinlikle öyle. Güzel yorumun için de sağolun:)
Nasıl güzel anlatmışsın yüreğine sağlık.Bir bir gidiyorlar insan gibi insan olanlar.Gerçekten ardına binlerce kalp bıraktı.Hayata bakışımı değiştiren insan ne güzel anlatırdı biz olmayı. Rabbim cennetinde ağırlasın.🙏Bu kalpten yazı için teşekkürler aslı hanım…
Ne demek. Okuduğunuz ve zaman ayırıp yazdığınız için ben teşekkür ederim. Korkuya değil, sevgiye hizmet eden herkese hürmetle
Amin. Teşekkür ederim
Sevgili kıymetli Aslıcığım, kalemine o güzel kalbine sağlık. Sevgili Doğan hocayı ne kadar güzel hissetmiş, ne kadar güzel anlatmışsın. Değerli Doğan Cüceloğlu ne kadar çok insanın kalbine dokundu. Büyük kayıp. Sevgiler
Kesinlikle büyük kayıp. Ama ne kadar güzel seveni varmış, aynı kalbi gibi… Teşekkür ederim güzel düşünce ve yazınız için Nuriye Hanımcığım. Öperim
Paylaşım için teşekkürler🙏🏻 Duyduğumdan beri İçimde adını koyamadığım bir keder var… içimin YASININ geçmesini bekliyorum saygıyla. Ne güzel geçti bu dünyadan🙏🏻
Tanrı herkese bu dünyadan böyle geçmeyi nasip etsin. Korku değil, sevgi kültürünü yayarak… Teeşekkürler