Eleştirmeye önce kendi ailenizden başlayın!

Psikoloji, Röportajlar
Psikolog ve Aile Danışmanı Şeyla İbrahimoğlu Delen, ‘Herkes kadına şiddet konusunda önce ailesinde eleştirmeye ve tartışmaya kalksa sorun kalmaz’ diyor.

Kadına şiddet haberleri yıllardır gündemimizde… Hiç değişmedi ama geçtiğimiz haftalarda Pınar Gültekin’in erkek arkadaşı tarafından iddia canice öldürülmesiyle kadına şiddet bir kez daha canımızı yaktı. Hep konuştuk, tartıştık, kınadık ama sonrasında şiddet halkalarına yenileri eklendi. Hatta maalesef eklenmeye de devam ediyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ben bu yazıyı hazırlarken Haziran 2020’de 27 kadın cinayeti, 23 şüpheli ölüm oranı açıkladı. Kadın ölümlerinin önüne geçmek için bizi yönetenlerden İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlüğe koymalarını istiyoruz. Peki kadınlar olarak karşımızdaki kişinin şiddet meyilli olup olmadığını nasıl anlarız? Hangi hal ve hareketlere kadınlar dikkat etmeli? Başına böyle bir şey gelenler ne yapmalı? Aklıma takılan soruları Psikolog ve Aile Danışmanı Şeyla İbrahimoğlu Delen’e sordum. Delen, “Karşınızdaki kişiyi tanımanın zaman alıyor, duygusal şiddette maruz kalıp kalmadığınızı anlamak için karşınızdaki kişinin hareketlerini iyi tartmanız gerekiyor. Zihinsel ve fiziksel olarak sağlığınızın her şeyden önemli olduğunu unutmamanız da şart! Bu arada fiziksel şiddete maruz kaldığınızda da önce kendiniz kendinizin destekçisisiniz. Sonra sesinizi duymak ve duyurmak isteyen toplum var, bunu unutmayın!’ diyor. Ben de hemcinslerime şunu söylüyorum ki ‘Kadın kadının dostudur ve her fırsatta kadın kadını destekler.’ Bu röportajı okuyup, yararlanmanız dileğiyle! Sormak istediğiniz bir soru olursa site aracılığıyla bana yazmanızı, Şeyla İbrahimoğlu Delen’e de ulaştıracağımı bilmenizi isterim.

KİMSE BİRBİRİNE ŞEFFAF DAVRANMAZ!
Kadın çoğu zaman karşısındaki erkeği kendi gibi normal psikolojide sayıyor. Bir psikolog gözüyle şiddet gösteren bir erkek önceden tanınabilir mi?
Karşımızdaki insanı tanımaya başladığımız evrede kendimizi şeffaf bir şekilde göstermeyiz. En basit olarak; hareketlerimize dikkat ederiz, belki biraz daha nazik davranırız, çekingen adımlar atarız. Aynı şeffaflığı karşı tarafın da göstermemesi oldukça beklenilir bir durumdur. Ancak sorun duvarları camdan kişilik odalarımızın olmaması değildir. Hiçbirimiz tüm benliğimizi ortaya koyarak yaşamak istemeyiz; bu bizi savunmasız kılar ve içgüdüsel olarak bulunduğumuz ortamın güvenliliğini sorgularız. Asıl sorun şu noktada başlamakta; özellikle romantik ilişkilerde şiddet adım adım başlar. Bu süreç uzun ve duygusal bir süreçtir. Şiddet döngüsü, yüksek dozajda manipülasyon içerir. Birinci aşamada şiddet uygulayan kişi, gerilim yaratır; burada duygusal şiddet başlar. İkinci aşamada duygusal şiddete maruz kalan kadın artık zihinsel olarak yorgundur ve manipülasyonlar ağırlaşır, gitgide kontrol şiddet uygulayanın elindeymiş izlenimi çizilir. Üçüncü aşamada kriz baş gösterir; artan duygusal şiddete fiziksel şiddet eklenir şiddet boyut değiştirir. Dördüncü aşama ise balayı aşamasıdır; gerilim azalır, şiddet uygulayan erkek gönül almaya çalışır, hatasını farkında olduğunun temennisini verebilir. Dördüncü aşamadaki bu yapıcı tutum birinci aşamadaki gerilim başlayana kadar sürer. Şiddet döngüsünü dört aşamayla çok özet olarak tanımladık ancak bahsettiğimiz bu döngü o kadar farklı koşullarda ortaya çıkabiliyor ki. Öncelikle bir ilişkide olduğunuz için karşı taraftan beklentileriniz ve hiç beklemedikleriniz var; sadece şok evresini atlatıp, farkındalık evresine geçmek bile tahmin edebileceğimizden zor bir adım.

Fiziksel ve duygusal şiddete uğrayan biriyseniz, bunu paylaşmaktan korkmayın!

KENDİNİZE DÜRÜST OLUN!
Peki bu noktada hangi hareketler şiddet belirleyicisidir?
Döngü bu kadar uzun bir evreye yayıldığı için ‘Bak şu hareketi yapıyorsa kesin şiddete meyillidir’ gibi bir genelleme yapmak mümkün değil. Ancak ilişkide bazı durumlar semptom olabilir. Duygusal şiddete maruz kalıp kalmadığınızı gözlemlemek alınabilecek en tutarlı tedbirlerden biridir. Her duygusal şiddet; fiziksel şiddete dönecek kuralı olmasa bile bu durum hem kendi başına oldukça ağır ve sağlıksızdır, hem de karşınızdaki kişiyi tanımanıza dair önemli bir uyarıdır. Duygusal şiddet aşamasında şiddeti uygulayan kişinin kullandığı dil ‘düşünceli’ olabilir. Örnek olarak; ‘Anlıyorum bu şort sana yakışmış tabi ama gideceğimiz yer belli, giymesen daha iyi olur. Çevredekileri biliyorsun’, ‘Arkadaşlarınla eğlenmeye mi çıkacaksınız? Tamam, bana konumunu at bir de saat ver gelip seni alayım.’ Bu cümle yapılarının duygusal şiddet olup olmadığını ilişkinizi gözlemleyerek anlayabilirsiniz. Duygusal şiddet, şiddet gösteren kişinin üzerinizde kontrol kurmak için hamleler yapmasıdır. Sizi düşündüğünü kendinize söyleseniz de bir süre sonra kendi iradeniz dışında ‘Şimdi şuraya gidiyorum, en iyisi bu şortu giymeyeyim’ gibi düşünceler oluşur. En başta bu düşünceleri kendinizin sanabilirsiniz ancak basit sorularla gerçekten ne düşündüğünüzü anlayabilirsiniz.’ Ben bu şortu giymek istiyor muyum? Giymekten neden çekiniyorum? Giysem ne olur? Olacak sonuçlardan mı kaçınıyorum?’ Kendinize dürüstçe verdiğiniz cevaplar size yardımcı olacaktır.

ÖNCELİK SİZSİNİZ UNUTMAYIN!
İlişkide duygusal şiddete maruz kalıp kalmadığını kişi nasıl anlayabilir?
Bunun için kendinize şu soruları sorabilirsiniz; ‘İlişkimde partnerime hayır demekten korkuyor muyum?’, ‘Tek başıma verdiğim kararlarda partnerime danışmadığım için suçlu hissediyor muyum?’, ‘Partnerim benimle yeterince empati kuruyor mu?’, ‘Tartışmalarda hep haksız taraf mıyım?’, ‘Çok duygusal veya alıngan olmakla suçlanıyor muyum?’, ‘Giydiklerim, yaptıklarım, hareketlerim kontrol ediliyor mu?’, ‘Cinsel iletişimimizde yeterince güvenli hissediyor muyum?’ ve ‘Partnerim hata yaptığımda sevgisini azaltıyor mu?’ İlişkinizde kendinizi dinlemeniz, ilişkinin sizi ne yönde değiştirdiğini değerlendirmeniz ve her zaman önceliği zihinsel ve fiziksel olarak kendi sağlıklı durumunuz olarak belirlemeniz önemlidir. Bu bencillik değil, olması gerekendir.

GEÇİCİ CİNSELLİK İSTEYEN DUYGUSAL BAĞI AZALTIR
Gerçek kişilik saklanabiliyorsa nasıl ortaya çıkarılır? Yapılan rol anlaşılır mı mesela?
Aslında bu çok içgüdüsel bir durumdur. Mesela çocukları düşünelim, kendi çocukluğunuzu da hatırlayabilirsiniz. Birinin öpmesinden sarılmasından rahatsız olduğunu hisseden bir çocuk bu rahatsızlığını direkt olarak gösterir. Yani zihninde ‘Şimdi geri sarılmazsam ayıp olur, izin vereyim sevsin’ gibi bir süzgeçten geçirmez; bu yüzden tepkileri gerçek duygularını ifade etme noktasında oldukça şeffaftır. Bizler de eğer karşımızdaki kişiyi bize zarar verme potansiyelini tartmaya çalışıyorsak, ilk önce kendi zihnimiz ve bedenimiz bize ne işaretler veriyor okumalıyız. Fiziksel temastan rahatsızlık duyuyor muyuz? Zihnen kendi özel alanımızı açmakta ne kadar zorlanıyoruz? Karşı taraf özellikle belirli bir amaç uğruna rol yaparak etkilemeye çalışıyorsa, bu amacın gerçekleşmesi için olmayan hareketleri bir süre sonra yapmak istemeyecektir. Örnek olarak sadece geçici cinsel iletişim isteyen bir kişi, karşı tarafı etkilemek için sürdürdüğü romantik duygusal bağ istediği amaca ulaşmadıkça bunu azaltacaktır. Daha duyarlı ise sabırsızlaşacaktır. Karşı tarafın hareketlerini okumak ile birlikte kendi bedeninizin ve zihninizin de size verdiği sinyalleri görmezden gelmemeniz gereklidir.

ŞİDDET DÖNGÜSÜNDE İLLÜZYON VARDIR
Şiddete bir arkadaşlığı olanlar ruhsal olarak nasıl bitirmeli? Sonrasında bir psikolog gözüyle nasıl hareket etmeli?
Şiddetin herhangi bir türüne maruz kalan birinin öncelikle bu durumun tekrar eden bir döngü olduğunu kendine anlatması gerekir. Şiddet döngüsünün balayı aşamasının sadece bir illüzyon olduğu görülmelidir. Kişi partnerini çok iyi tanıdığını, samimiyetine güvenmek istediğini düşünse de yanlış tanıdığını kabullenmeli ya da artık karşı tarafın değiştiğini farkında olmalıdır. Bu süreçlerden geçmek kolay adımlar değildir, zaman ve sabır gerektirir. Bu yüzden bu süreçte şiddet gören kişinin sosyal çevresinden destek görmesi oldukça olumlu bir etki yaratacaktır. İstatistiklere göre de sosyal çevresinden destek ve kabul gören kişilerin şiddet döngüsünü kırabilmeleri daha sık görülmüştür. Bu döngüden çıkan birinin, psikolojik destek alması kişinin kendisi için önemli ve yapıcı bir süreçtir. Şiddete maruz kaldığı süre, kişiyi kurban psikolojisine sokabilir ve bu döngü kırılsa dahi kişi kendisini farkında bile olmadan kurban yerine koyarak hayatına devam edebilir. Bu yüzden daha sağlıklı adımlar atabilmek adına kişi, kendini güvende hissettiği bir ortamda terapi alabilir.

PSİKOLOJİK BEDENİN YARALARI TESPİT EDİLMELİ
Şiddet gören birinin tedavisinde nasıl bir yol izlenir? Tedavi ortalama ne kadar sürer?
Her bireyin deneyimleri ve ego kapasitesi kendine özgüdür. Hepimizin bir duygusal bedeni vardır ve bu bedenin limiti bulunmaktadır. Duygularımızı sözle, resimle, müzikle benzer aktivitelerle dışarı yansıttığımızda bu duygusal bedenimizi boşaltıp rahatlatırız. Bazılarımızın duygusal bedeni daha küçükken bazılarımızın daha büyüktür, bazılarımızın tıkanmıştır, bazılarımızın hiç dolmamıştır. Şiddet gören birinin de bu bedeninin boyutu, dolup dolmaması, tıkanıp tıkanmaması hepsi süreci etkileyecek önemdedir. Bu yüzden size sadece tek bir yöntem var demem yanlış olur. Ancak izlenecek yol bir harita olursa, gidilecek ilk yer kişinin travmalarını dışa vurduğu bir bölge olur. Bu yolda bir halatın düğümlerini aça aça ilerleriz. Kişinin benlik algısı bozulmuş ise onarması için zaman tanınır ve yol gösterilir. Panik atak, anksiyete bozukluğu gibi fiziksel semptomlar gösteren sorunlar oluşmuşsa, bu sorunların temeli kazılarak asıl problemler keşfedilir. Dediğim gibi nasıl fiziksel bir bedenimiz varsa, duygusal/psikolojik bir bedenimiz de vardır. Ve bu psikolojik bedende oluşan yaralar, rahatsızlıklar, bu bedenin bakımsız kalması bizim tüm hayatı yaşayış şeklimize yansır. Tedavi süreçlerinde de bu psikolojik beden bakıma alınır, önce yaraları tespit edilir, sonra iyileşmesi için destek verilir. Ancak hepimizin bedeni kendine has, iyileşmenin bir süresi, bir sınırı yoktur.

Helin Palandöken, Münevver Karabulut, Özgecan Arslan ve Şule Çet de kadına yönelik cinayetlerin en çok konuştuğumuz isimleri olmuştu.

YANLIŞI DÜZELTMELİYİZ
Artık toplum olarak gelen şiddet, kadın cinayeti ve taciz haberlerinden korkar olduk. Toplumca bu korkuyu yenebilmek için neler yapabiliriz? Toplum olarak yaşadığımız bu olaylar çok derin, üzerinde çok fazla konuşulması gerekiyor. Evet korkuyoruz, korkmakta maalesef ki çok haklıyız. Özellikle kadınlar olarak hangimizin taciz hikayesi yok ki? Bir tane de değil, hepimizin birçok hikayesi var. Beynimizin bir bölümünü ‘kendimi korumak için yapmam gerekenler’ diye ayırdık sanki ve bu bölüm hiç durmadan bir makine gibi hayatımızın arka planında çalışıyor. Her düşüncemizde her hareketimizde her kararımızda bu makine arkada işliyor. Toplumca bu korkuyu yenmeli, bu korkuya sebep olan etkenleri ortadan kaldırmalıyız. Çocuklarımızı yetiştirirken hareketlerimize, davranışlarımıza onlara ne öğrettiğimize dikkat edelim. Yanlış bir hareket gördüğümüzde kendi ailemizde ya da sosyal çevremizde düzeltmekten çekinmeyelim, tartışmaktan çekinmeyin. Hoşgörülü olmak başka bir şeydir, yanlışı düzeltmek başka bir şeydir. Herkesin düşüncesine sorgusuz saygı duyulmaz, empati ‘yanlış’ olan davranışlar için yapılmaz. Korkularımızı yenmek istiyoruz ama bu durumda, bu konumda biz kadınlar güçlü dursak bile, olması gereken adalet korkuyu ortaya çıkaran unsurların kaldırılmasıdır. Herkesi öncelikle kendisini eleştirmeye davet ediyorum. Hepimiz küçük büyük ölçmeden adımlar atarsak mücadelemizi ileri taşıyabiliriz. Kendinizi, annenizi, babanızı, eşinizi, kardeşlerinizi, çocuklarınızı eleştirin! Tespit ettiğiniz sorunlar varsa bunlar üstünde düşünün, paylaşın. Ne demişler, herkes kendi evinin kapısının önünü süpürse mahalle temizlenir.

‘GERÇEKTEN NASILSIN?’ DEMEKLE BAŞLAYALIM
Psikolojik (ruhsal) manada kadınlara ne gibi önerilerde bulunursunuz?
En çok kendinizi dinleyin, en çok kendinize değer verin. Konu sizin öneminiz olunca zaman zaman bencil olmaktan korkmayın. Size yanlış hissettiren davranışlara hayır diyebilirsiniz, hayır dediğiniz kişi eşiniz de, sevgiliniz de, ailenizden biri de olabilir. Sosyal çevrenizden yeterli desteği göremiyorsanız, bu destekçiniz olmadığı anlamına gelmiyor. Öncelikle siz kendi destekçinizsiniz, sonra sesinizi duymak isteyen ve sesinizi duyurmak isteyen bir toplum var. Çok travmatik olaylar yaşıyoruz, kalbimiz de düşüncelerimiz de karmakarışık. Hepimiz kendimizi ve çevremizi duymakta daha farkında olalım. Özellikle çevrenizdeki çocuklar için güvenli bölge olduğunuzu onlara belirtebilirsiniz. Aynı şey sosyal çevrenizdeki kişiler için de geçerlidir. Hem kendimiz hem de çevremiz için elimizi taşın altına sokalım, daha duyarlı olalım. Duyarlılığımız sözde kalmasın, bugün işteyseniz iş arkadaşlarınıza, evdeyseniz evdekilere, telefonda konuştuğunuz birkaç kişiye “Gerçekten nasılsın?” demek ile başlayalım. Duygusal bedenimizi ihmal etmedikçe, güçlendirdikçe tehditlere karşı daha dayanıklı, mücadele içerisinde daha etkin bireyler olabiliriz.

İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili bilgi edinmek isterseniz: https://kadem.org.tr/istanbul-sozlesmesi-hakkinda/

Bir yanıt yazın