Şehirden zihnen kopmadan bedenen kopmayın!

Yiğit Alıcı, köyde yaşadığı mütevazı hayatı anlattı.
Ben cesur insanları seviyorum. Onların kendilerinin bilinmeyen yönlerini açığa çıkarma isteğinden, bu uğurda eğitim almalarından, hayatı sıfırlayıp yeniden başlamalarından, hayata farklı gözlerle bakabilmelerinden ilginç bir gurur duyuyorum. Çünkü etrafta kendini gerçekleştirmek konusunda çekinen ve istemediği hayatları yaşayan o kadar çok insan var ki… Hayatın getirileriyle yetinmeyip, kendini yenileyen ve farklı bir hayatı seçenlerden biri de sunucu Yiğit Alıcı… Ben de herkes gibi onu Dream TV’de sunuculuğunu yaptığı müzik programlarından tanıdım. Sonra Huysuz Virjin’le beraber sahneye çıktığında ise ünü nispeten arttı. Çünkü hitap ettiği yaş kitlesi, bu programla genele ulaştı. Televizyonda daha sonra da işler yaptı. Bein Connect programında yaptığı ‘İki Şekerli Bir Sade’ programından sonra ise farklı bir hayata başladı. Yiğit Alıcı, eşiyle birlikte Akyaka’ya taşındı ve uzun süre eğitimini aldığı aşçılığı da profesyonel olarak hayata geçirme fırsatı buldu. Yolunuz Akyaka’daki Lafesta isimli mekana düşerse, kendisinin sizin için hazırladığı birbirinden güzel kahvaltılardan yiyebilirsiniz. Ancak gittiğiniz saate dikkat çünkü 08.00-14.30 arası orada. Sohbeti keyifli, cana yakın ve yetenekli Yiğit Alıcı’yla çokça yeni hayatını ve aşçılık serüvenini konuştuk.

Yiğit Alıcı’nın en büyük destekçisi eşi Deniz Ceyhan (solda).
Ben aşcılık üzerine yanılmıyorsam MSA’dan eğitim aldığınızı gazete için yaptığım röportajdan hatırlıyorum ama bu tutku nasıl başladı? Mutfak hikayesi nasıl başladı?
Yemek konusuna her zaman merakım oldu. Annemin tarif defterinde, o söyledikçe benim yazdığım tariflerle başlamış hikaye. Çocukluk yazımı annemin defterinde görene kadar hatırlamıyordum bu anıyı. Sürekli annemi izlerdim mutfakta, o da her seferinde anlatırdı bana, dahil ederdi beni oyuna. Yemek kokularından neyin piştiğini anlamak, eve çıkan merdivenleri tüy gibi hissettirirdi okul dönüşü. Boğazıma düşkün olamadım açıkcası, hep nasıl yapıldığını, nasıl oluştuğunu merak ettim. Yemekten çok, yapabilmek istedim. Mutfağın kendisi beni hep cezbetmiştir. Bir marangoz düşünün; ancak bir atölye verirseniz verimli çalışabilir elbet. Bir şef düşünün; onun ihtiyacı olan atölyeden iyi-kötü her evde var. Hatta karavan da bile mutfak var. Eğer nasıl kullanacağınızı biliyorsanız, karnınızı lezzetli ve besleyici bir şekilde doyurmanızı sağlayan bir atölye… Tabi bizim zamanımızda (gülüyor) mühendis olmak mühimdi. Dolayısıyla annemin haklı ısrarları sonucu iteleme eğitim hayatımın sonlarında Jeoloji Mühendisi olarak mezun oldum fakat okula başladığım yıl atıldığım medya sektöründeki meslek hayatım seneler boyu daha ağır basınca, eğitimini aldığım dalı, meslek yapamamış fakat okulunu okumadığım bir işi kendime meslek edinmiştim, devam ettim. Askerlik görevimi de yerine getirdikten sonra okulunu okuduğum ve sevebileceğim, kendimi ifade edebileceğim bir konuya yönelmek istediğime karar verdim. Saniyeler içinde ‘mutfak’ dedi içim. Sanırım acıkmışım (Gülüyor). Ciddiye aldım bu çağrıyı ve Mutfak Sanatları Akademisi’ne kayıt olup derslere başladım. Ne olduysa ondan sonra oldu…

Alıcı, doğada yaşamın kolay olmadığını iyi düşünülmesi gerektiğini söylüyor.
AKYAKA’DAN GELENE DEK HABERİM YOKTU
Sizi Akyaka’da eşinizle birlikte yeni bir hayat kurmaya iten neydi? Ben sunuculuğun ilelebet gitmeyeceğini düşünmenizden kaynaklı olduğunu sanıyorum. Doğru mu?
(Gülüyor) Sunuculuk, ilelebet devam… Her şey gibi sektör de değişti, izleyenlerin güdümlü beklentileri de. Bunu sabaha kadar konuşuruz ayrıca ama bizi buraya iten, şehirden uzaklaşabilmek, bir parça daha yaşadığımızı hissedebilmek oldu. Benim gibi kendisini, doğaya yakın, bitkiye, hayvana yakın hisseden birisi için şehir çok kalabalık, çok çaba, yok yere harca, çalış ama kazanımların sözde ihtiyaçlara gitsin, bitsin. Amacım Akyaka’ya gitmek değildi, gelene kadar haberim yoktu varlığından. Ben şehirden uzaklaşmak istedim. İsteyen alınabilir ama, bir yeri güzel/kötü yapan yine orada yaşayanlar. Şehir bana göre değil.
SOBAYLA ISINMAK BANA GÖRE KEYİF
Taşınma kararınızdan hiç pişman oldunuz mu? Yaşadığınız en büyük zorluk ne oldu? Yaşadığınız ev de doğanın içinde mi?
Sanırım bu konuda eşim adına da konuşabilirim, pişmanlık duymadık. Şehirden uzaklaşma isteğimiz arttıkça bunun yollarını aradık, arayanlar bilir; hep peşi sıra aksilikler, imkanların yetersizliği, gereksinimler vb. çıkar karşınıza. Eledik hepsini… Geriye, yürekli davranıp, harekete geçmek kaldı. Attık kendimizi buralara. Şehirden bakınca ‘Buralar cennet gibi ya…’ olmayabiliyor. Elbette buraların da kendine göre bir zorluğu, mücadelesi var (O mücadeleyi burada centilmence verebiliyorsunuz). Sorun her yerde var, ama ben buradakileri sorun etmiyorum kendime çünkü şehirle kıyasladığımda, evet buralar bana cennet gibi. Kendi adıma değil ama genel olarak yaşanan zorluk, dost meclisinde İSS (İlk Sene Sendromu) diyerek ti’ye aldığımız ruh hali. Çoğumuz bir türlüsünü tecrübe ediyoruz bunun. Buralara gelmek değil olay, içinize kazımış şehri ve oralara ait alışkanlıkları geride bırakabilmek. Kimileri için daha zor. Zihninizde kopmadan, bedenen kopmayın şehirden. Zihnen ayrıldıysanız, o zihin bir yolunu bulup koparır bedeninizi… Civarda bir köyde yaşıyoruz, mütevazı bir köy evine yerleştik ve ayakta kalması için çabalıyoruz. Evet, sobayla ısınıyoruz (Gülüyor) Kimine zor, bana keyif…

Yetiştirdikleri bu patatese çok özenmiştim.
ŞEFTALİ AĞACI MEYVE VERDİ, İZLEMEYE DOYAMADIM
Akyaka’da kendi sebzenizi yetiştirdiğinizi görmüştüm. Eğitim aldınız mı? Yetiştiricilik nasıl gidiyor? Patates ve bakladan sonra sırada neler var?
Evin bahçesine küçük bir bostan yapıyorum her sene ve öğrenmeye çalışıyorum. Permakültür şehirde yaşarken de ilgimi çekiyordu. Okuyup, araştırıp, bahçemde deniyorum dolayısıyla öğreniyorum. Başarılı olduğumu söyleyemem ama toprak ana çok bonkör, çok sevgi dolu, çok iyi öğretiyor dinleyebilir, gözlemleyebilirseniz. Haftalarca, aylarca başında bekleyip, bakımını yaptığınız ağacınız, sebzeniz mevsim sonu size bir ürün bile verse, paha biçilmez bir duyguyla doluyor içiniz. Şeftali ağacımız ilk kez bu yıl ve sadece bir adet meyve verdi. Bırakın yemeyi, izlemeye doyamadım (Gülüyor) Ooh ne rahat, ben oralarda beş kuruş harcamam, ekmek elden su gölden diye düşünen şehirli kardeşim, ailene yetecek kadar düzenli bir bahçe kurmak ve ilgilenmek ciddi mesai isteyen bir iş, bilgine… (Gülüyor) Şehirde çoğunlukla asfalt kokladığımız için aslında toprak hakkında hiçbir bilgimiz yok. Tecrübe ile sabit. Bu arada, sırada Brüksel lahanası var. Öğreniyoruz.
DÜNYANIN DUYDUĞU ENDİŞE BİZİ DE ETKİLEDİ
Kışın pandemi sürecinin ilk başlarında şimdi olduğunuz gibi Akyaka’daydınız. Sizin için nasıl geçti süreç?
Arkadaşlar arasında dolaşan bir diğer söz; biz buraların yazına, kışı için katlanıyoruz. Tatil yöresi sayılabilecek bir yerde sürekli yaşayanlar için yaz demek, turist ve ekonomik kazanımların yanında, tanımadığın birçok sorumsuz insanın istilası demek. Dolayısıyla kış ayları kendine has zorluklarına rağmen benim favorim. Hali hazırda evde vakit geçirmeyi seven bir çiftiz, dolayısıyla evde olmak bizi nispeten daha az etkiledi. Tabi dünyayı etkileyen bir olayın insanı sarsan gelecek kaygısının, yakınlar hakkında duyulan endişenin ve nice düşüncenin etkisi bizlerde de aynı oldu.

Lafesta Akyaka’da böyle pancake’leri Yiğit Alıcı’nın elinden yiyebilirsiniz.
Fotoğraf: Gürkan Atakan
HER YEMEĞİMİ EN SEVDİĞİM KİŞİYE YAPAR GİBİ YAPIYORUM
Lafesta Akyaka’da şimdi aşçılık yapıyorsunuz. Nasıl bir deneyim sizin için? Kendi mekanınızı açmayı düşünmüyor gibisiniz neden?
Gastronomi konusunda hatrı sayılı yerlere gelenler bile kendilerine ait bir işletme açma konusunda çekimser. Anlaşılır bir durum. Bakın ben yemek yapmayı seviyorum ve sadece yemek yaparak işletme yürütemezsiniz. İyi bir ekibe, güvenilir ve kalifiye bir ekibe ihtiyaç duyarsınız. İş, tutkuyla yemek yapmaktan çıkıp rakamlar arasında boğulmaya dönerse tadı kaçar, üretim bekleneni karşılamaz ve işletme girişimi başarısızlıkla sonuçlanabilir. Para hiçbir zaman önceliğim olmadı yaptığım işlerde, her ne kadar en büyük gereksinimim olsa da. Şu sıralar misafirlerimi ağırlayabildiğim işletme LaFesta’da güzel giden ne varsa beni destekleyen, güvenen, kendinden emin ama küçük bir ekip sayesinde oluyor. Ben sadece en sevdiğim kişiye yapar gibi yapıyorum tabakları, o ilgi, o sevgiyle, özenerek. Ortaya çıkan tabakları deneyimleyen misafirlerin gözlerinde gördüğüm mutluluk, benim için sahnede alınan alkışlar gibi. Doya doya, gümbür gümbür bir tatmin. Zaten gerçekten ilgi görüyorsa az çok para da kazanırsın yaptığın işten.

Yiğit Alıcı köpekleriyle doğa yürüyüşü yapıyor.
HER MEVSİM ÇOK ÇALIŞMAK ŞART
Akyaka’da bir gününüz nasıl geçiyor?
Öyle sabit bir gün durumu olmuyor, olamıyor. Öncelikle her şey mevsime göre şekil alıyor. Çatının bakımı, sobanın temizliği, çevre düzenlemesi, fırtınada sorun yaratabilecek yapı parçaları ve ağaç dallarının ıslahı gibi kışlık hazırlıklar, ilk yağmur düşmeden yapılmalı. Bilirsiniz, Muğla’da kışın haftada iki defa yağmur yağar, birincisi üç, diğeri dört gün sürer. (Gülüyor) Bunun bir de yazlık versiyonu var, dolayısıyla sürekli yapılması gereken işler oluyor, gün de bu doğrultuda akıyor. Ama rutinim, erken kalkmak, mutfak, servis, ev, kediler ve köpekler, ev işleri, köpeklerle doğa yürüyüşü, ev şeklinde gidiyor. Diğer gizli ve çok eğlenceli hayatımı buralarda paylaşacağımı düşünmediniz umarım. (Gülüyor)
BİZ ÜÇ YIL BOYUNCA ŞİMDİKİ HAYATIMIZI TECRÜBE ETTİK
Başka bir hayat kurmak isteyenlere nasıl bir tavsiyeniz olur?
Bir yaşam tarzına ilgi duyabilir, hatta büyük bir hayranlık besleyebiliriz. Örneğin; ben hep karavan hayatını yaşamak istemişimdir. İstemişimdir ama üzerine çok düşünmemişimdir. Hayal zaten, niye çomak sokalım, dert arayalım. Ancak o hayatı deneyimleyen tanıdıklarım sayesinde anladım ki, güzel bir imkan olmasına karşın bana göre bir yaşam tarzı değilmiş karavan hayatı. Kısacası; tam olarak ne istiyorsunuz ve yapacağınız değişiklik sonucunda sizi neler bekliyor olabilir, lütfen bu konular hakkında araştırma yapın, sorun, öğrenin, fikir alın, ziyaret edin, tecrübe edin. Biz üç yıl boyunca her fırsatta bunu yaptık ve bir gün çıkınca bir daha geri dönmek istemedik. Eşyalarımızı toparlayıp, şehirdeki evimizi kapatmak için bile dönmeyi istemedik, cidden. Bir yere tatil amacıyla gitmek TV ekranına bakmak gibi, rengarenk, çekici, hareketli, keyifli ama sektörde çalışanlar bilir kameranın arkasında dönenler bambaşka. Dolayısıyla karar vermeden önce hayalinize ulaşmak için ayakları yere basan planlar yapmak yerinde olur.
SEYFİ BEY’İ HEP ÖZLÜYORUM, ÖZLEYECEĞİM!
Bir de soruların bağlamından biraz uzak gibi görünse de herkesin beyninde geçtiğimiz günlerde vefat eden Huysuz Virjin’le yaptığınız programlar da yer alıyor. Ne söylemek istersiniz?
Rahmetli Seyfi Dursunoğlu, hayatımda tanıdığım en kıymetli yüreklerden birine sahip. Kendisinden hem meslek hem hayat adına çok şey öğrendim. Sadece gözlemleyerek bile sayısız güzel özelliğine şahit olabilirsiniz. Onu birbirinden havalı kelimelerle anlatmaya çalışacak değilim. Tanışma ve çalışma fırsatı bulabildiğim için müteşekkirim. Zaten özlüyordum, yine özleyeceğim ve hep gülümseten anlarıyla yaşatacağım gönlümde.

One thought on “Şehirden zihnen kopmadan bedenen kopmayın!”
KUTLUYORUM SEVGİLER SAĞLIKLA KALIN GELİCEM ORAYA BAŞARILAR