Beyin göçü uzun vadede Türkiye’ye fayda sağlayacak
Melik Demirel, benim eski arkadaşlarımdan biri. Onunla tanışmam iş için katıldığım bir etkinlik sayesinde oldu. O gün bugündür de, yaptığı işleri takip ettiğim başarılı bir arkadaşım. Melik, Gazete Habertürk ve gazetenin dijital projesi HT Dokun’a emeği geçen isimlerden biriydi. Gazete Habertürk’ün kağıt baskısının sona ermesiyle birlikte (bence cesaret örneği göstererek) soluğu Estonya’da alıp Tallinn Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Yüksek lisans konusu ise geleceğe yön vereceği düşünülen ‘dijital oyun’ oldu. Şu anda içerik yazarlığı da yapan Melik’le Estonya’daki iş olanaklarını, oradaki iş anlayışını ve hayatı konuşurken, bunun benim gibi başkalarının da ilgisini çekebileceğini düşündüm. Ben sordum, Melik anlattı; Estonya’da okumak isteyen ya da yaşam kurmak isteyenler ya da oradaki benim gibi merak edenler buyrun…
Ben seni gazeteci olarak tanıdım ama bu bölümün mezunu muydun? Gazeteciliğe nasıl başladın?
İletişim fakültesi mezunuyum, ancak gazetecilik değil. Lisans eğitimimi tam burslu olarak Bahçeşehir Üniversitesi Sinema&TV Bölümü’nde tamamladım. Eğitimim boyunca okulla eş zamanlı olarak film sektöründe çalışsam da, Erasmus yaptıktan sonra ara verdim. Gazete Habertürk’teki zorunlu stajım vesilesiyle medya sektörü ile tanıştım. 2014-2015 yani ilk yılımda hafta sonu eklerinde yazılarım ve röportajlarım yayınlandı. Ardından üç yıl boyunca gazete bünyesinde bir dijital dönüşüm projesi olan HT Dokun’un bir parçası oldum.
İstanbul’da gazetecilik yaparken Estonya’ya gitme fikrin nasıl doğdu? Neden Estonya’yı seçtin?
Yüksek lisans yapma fikri oluştuğu anda yurtiçi ve yurtdışı pek çok seçeneği ele aldım. Okul ve programların ön planda olduğu bu tercih sürecinde çember daraldıkça iki ihtimal öne çıktı: Mezun olduğum okul ve Tallinn Üniversitesi. Estonya’ya hayatımda hiç gitmemiş ve merak etmemiştim aslında, ancak daha önce giden arkadaşlarım çok övünce ilgimi çekti. Mülakat ve kabul sürecinde ülkeyi daha yakından inceledim ve gazetenin 2018 Temmuz’da kâğıt baskısının sona ermesi akabinde yola çıkmaya karar verdim.
EĞİTİCİ OYUN ÜRETMEK İÇİN EĞİTİM ALDIM
Tallinn Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptın. O da medya üzerine miydi?
Hayır, zaten tecrübe edindiğim veya eğitimini aldığım alanlar yerine gelecek yıllarda etki alanı genişleyecek ‘oyun’ alanına odaklanmaya karar verdim. ‘Digital Learning Games’ yüksek lisans programı; tasarım, yazılım, eğitim ve hatta psikoloji altyapısı olan insanları aynı sınıfta buluşturan ilginç bir deneyimdi. Programda bir oyun üretmek için gereken her şeyi temel seviyede gördük ama oyunların eğlence amacından ziyade eğitici bir konseptte ve akademik açıdan konuya yaklaştık. Yoksa derslerde Pubg veya Counter Strike oynamadık, sanılanın aksine çoğumuz gamer bir kişiliğe de sahip değildi. Öğrenimim esnasında Türkiye’nin ilk unicorn firmasının (değeri en az 1 milyar dolar olan firma) bir oyun şirketi olduğunu öğrendiğimde doğru bir tercih yaptığımı düşündüm. Tezim 7-8 yaş grubuna finansal okur yazarlılığı bir oyun ile nasıl öğretilebileceğini tasarlamak hakkındaydı.
Gittiğinde zorluk yaşadın mı, nasıl zorluklarla karşılaştın?
Öncelikle, İstanbul’daki hayatı burada resmen sıfırlamak ciddi bir karardı. Bardağın dolu tarafından bakarsak, küçük bir ülke ve küçük bir şehirde trafiksiz ve gürültüsüz yaşam İstanbul’a göre oldukça kolay. Alışma evresinde birtakım sıkıntılar tabii ki yaşandı. İlk büyük zorluk dil oldu. Estonca’nın kelime telaffuzu Türkçe ile çok benzer olsa da kelime yapıları tamamen farklı. Eğer anadil seviyesinde değilseniz, Estonca konuşsanız bile İngilizce cevap alıyorsunuz. Yaşam tarzı olarak Multitasking’den yoksun ve tek kelimeyle ‘aylak’ Estonların aksine ülkedeki Rus asıllılar ise oldukça girişken ve agresif. Taksiye bindiğinizde bir Rus ve bir Eston’u sürüş tekniğinden ayırt edebiliyorsunuz. Ruslar da telefonu bizim gibi ‘Alo’ diye açıyor, eğer telefonu siz de aynı şekilde açarsanız, siz artık bir Rus sayılırsınız, dolayısıyla sadece Rusça konuşurlar! Yaz akşamları oldukça güzel. Ancak uzun süren kış ayları güneşin çok erken batması insanın içini karartıyor. Sovyetler Birliği sonrası 1991’de bağımsızlığına kavuşan bir ülkenin soğuk ve içe kapanık kültür yapısı bence geniş bir kişisel alan sağlasa da pek çok yabancının buna alışmakta zorlandığını gördüm. Örneğin birisine kapıyı tuttuğunuzda teşekkür etmeden geçmeleri çok olağan. Ayrıca beyaz ırktan olmayanlara gözlerini dikip bakıyorlar. Türkleri genel olarak seviyorlar ancak saçımız genelde koyu renk olduğu için onların gözünde beyaz sayılmıyoruz.
İŞ VAR AMA RUSÇA ŞART!
Yüksek lisansını bitirdiğini ve içerik yazarlığı yaptığını biliyorum. Estonya’da yapılan içerik yazarlığıyla Türkiye’deki içerik yazarlığı durumunu karşılaştırmanı istesem…
İki ülkede de hem freelance hem kurumsal hayatı deneyimlemiş biri olarak, burada öncelikle kişisel alana büyük saygı var. İş vakti sadece iş için kullanılan iletişim panellerinden görüşüyoruz, ileti attım diye üstüne aramak, yazmak yok, gıybet grupları da yok! Halbuki Türkiye’de durum malum, her an her şey olabilir. Maaşlar hep gününde ve eksiksiz yatar. Türkiye’de alacaklar için dedektif bile tutsanız yeridir bazen. Burada en yoğun günde, ortam tabiri caizse Tahtakale gibi bile olsa, öğle yemeğini atlamanız gerekse bile, akşam 6’da iş bıçak gibi kesiliyor! Hatta bir seferinde bir iş arkadaşım akşam 9’da bir şey gönderdi, ben de bir emoji ile gördüğümü belirtince “Ben yarın sabah için atmıştım! Bu saatte burada ne işin var!” diye resmen kızdı bana. “E sen de bu saatte online” sın dediğimde “olsun” demişti.
Orada iş imkanları nasıl? Estonca ve Rusça’yla aran nasıl?
Eğer yazılımcı veya IT’ciyseniz bir şirketin kapısından girerek ‘Müjde, sizinle çalışmaya karar verdim’ diye bağırın, o derece! Bu alanlarda çok ciddi bir talep var, ancak COVID ile birlikte bazı firmalar yurt dışından iş amaçlı transfer yerine ülke içinde iş ilanına çıkıyor. Ayrıca HoReCa (otel, restoran, kafe’nin kısaltılmışı), turizm ve lojistik sektörleri de canlı. Tabi bu alanların hiçbirinde tecrübeli değildim, derslerin çoğu okulun ilk yılında olduğu için ilk yıl iş bulamadım. Ayrıca Estonca veya Rusça bilmiyorsanız, iş alanları da diğer Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça dar. Diğer ülkelerdeki Türk Expat’ların vloglarında görüp ‘Garsonluk barmenlik bile yaparım’ diyenler bazı mekanlarda bu işler için bile B1 seviye Estonca (tercihen Rusça) dilinin zorunlu olduğunu aklından çıkarmamalı. Ben hiç yapmadım, ehliyetim de Türkiye’de hala, ama bazı tanıdıklarım kuryelik ve taksicilikten iyi para kazandıklarını söylüyorlar. Dil konusunda buradaki expat’ların genel ikilemi, Estonca şart olsa da Rusça’nın hem burada hem de başka pek çok ülkede geçerli olması. Benim ilk tercihim Estonca oldu. B1 kursunu tamamladım ancak kalıcı oturum başvurusunda istenen resmi sınavı geçmek için daha vaktim var. Burada yaşamaya devam edersem, Rusça’yı da bir ara inşallah öğrenirim.
TÜRKLER ÜLKEYE DÖNÜP GELECEK NESİLLERİ YETİŞTİRECEK
Türkiye’de en çok neyi özlüyorsun? Dönmek istiyor musun?
İki yıldır Türkiye’ye hiç gidemedim. Hiç bu kadar uzun süre uzak kalmamıştım. Ailem ve arkadaşlarım ile hasret gidermek istiyorum bir an önce. İlk yıl yemekleri özlemiştim, ancak sonrasında açılan Türk restoran ve marketleriyle yeni lezzetler bile keşfettim diyebilirim. Vakti zamanı geldiğinde tabii ki dönmek isterim, (kurulu düzenim olmasa dakika durmam(?). Ancak son yıllardaki ülkemizde yaşanan beyin göçünün uzun vadede Türkiye’nin bir kaybı değil, tam aksine kazancı olduğunu düşünüyorum. Günümüzde genç neslin yurt dışında yaşamı tecrübe etme isteği çok doğal, zaten diğer ülke vatandaşlarının da yaptığı bu. Ancak ülkemizde kötüye giden hayat şartları ana motivasyon haline gelince; kişisel gelişim ve kariyer hedefleri ikinci plana atılmasını yanlış buluyorum. Vakti geldiğinde dünyanın farklı köşelerinde tecrübe kazanmış Türklerin dönüp, gelecek nesilleri yetiştirerek Türkiye’ye klasman atlatacağını düşünüyorum.
Hayalin ne?
Üç yıl sonra uzmanlık alanlarımı kapsayan bir iş kurmak, o vakte kadar ufak yatırımlar ile bu hedefe zemin hazırlamak. Bir ayağımın Estonya ve çevre ülkelerde, bir ayağımın Türkiye’de olacağı bir yaşam düzeni


