Bir şeyler yetiştirebilme kodu DNA’mızda mevcut

Röportajlar
Tuğçe Göktaş hem doğa hem de hayvan dostu bir hayat sürüyor.

Bu satırları yazan ben kendimi bildim bileli doğayı ayrı bir severim. Yeşillik, ağaç, çiçek, böcek olmayan yerde içim rahat etmez, residence’ta yaşayıp, milyon dolarlar verenleri anlamam. Minik bir biber yetiştirsem fazlasıyla sevinirim. Hal böyle olunca bitki ve hayvan dünyasını daha yakından tanımak için tarım eğitimi bile aldım. Ama bu bilgimi evde minik sebze ve meyve yetiştirerek kullanıyorum ki, bunu da bence herkes yapabilir. Önce tanıştığım ve sevdiğim, sonra da sosyal medya hesabını takip ettiğim Sevinç Hanım, beni Sonradan Köylü isimli bir hesapla tanıştırdı. Hesabın sahibi Tuğçe Göktaş, bu işleri evde yapmasına rağmen bayağı becerikli isimlerden biri. Hikayesi de kendi kadar tatlı. Tuğçe Göktaş’la bu işe nasıl başladığını, içinde bulunduğumuz ayda neler ekilebileceğini, işe nereden başlamak gerektiğini konuştuk. Bu röportajda amaç Korona sürecinde bütüne yararlı olması, kim bilir yetiştirdiğiniz minik bir sebze de olsa o hayatınızda bambaşka farkındalıklara neden olabilir…  

Tuğçe, balkonunda mevsimine göre her türlü meyve ve sebzeyi yetişiyor

KENDİ KENDİME YETMEK İLGİMİ ÇEKTİ

Sonradan köylü hesabının ve sizin hikayeniz ne? Pandemi sürecinde hesap ortaya çıktı diye biliyorum ama doğru mu?
Sonradan Köylü hesabı, aslında 2018 yılında ortaya çıktı. Ziraat mühendisiyim ama işin doğrusu çok da isteyerek gittiğim ve okuduğum bir bölüm değildi. Bunun için de uzmanlaşacağım bölümü seçerken (kendimce) stratejik davranıp bağ bahçe ile işi olmayan Tarım ekonomisi bölümünü seçtim ve hesap kitap işlerini öğrenerek mezun oldum. Takip eden yıllarda ise içimde uyanan ‘kendi gıdanı yetiştirme ve kendi kendine yeterlilik’ kavramları ile o zamanlarda yaşadığımız evde camın önünde (çünkü balkonumuz bile yoktu) saksıda domates ve salatalık yetiştirmeye başladım. Tabi çıkan ürün çok azdı, şekli yamuk yumuktu hatta küçücüktü ama yine de kendi yetiştirdiğin ürünü yemenin mutluluğuna paha biçilemiyordu. O küçük evden taşınma kararı aldığımızda ise bildiğimiz tek şey yeni taşınacağımız evin kesinlikle balkonlu veya teraslı olması gerektiğiydi.

Sonrasında ne oldu?
Açıkçası isteğimizin fazlasına sahip (2 teras) bir ev de bulduk şans eseri. Ev için aldığımız ilk ürünler ise ahşap paletler oldu. O paletlerle sosyal medyada çokça karşımıza çıkan oturma alanlarından yaptık. Ama yaşadığımız yer; evin konumu da doğu batı doğrultusunda olduğundan alabildiğine rüzgarlı (kendi aramızda küçük Alaçatı diyoruz), güneşli ve sıcaktı. Tüm bu nedenlerden dolayı da bizim teras keyfimiz tam anlamıyla yalan olmuştu. Böylece burada otururum, şurada da büyük saksılarda bir şeyler yetiştiririm fikri ‘Benim bu paletleri büyük saksılara dönüştürmem lazım’ düşüncesine evirildi. Yapı marketlerden birinde tam paletlerimizin ölçüsüne sahip ahşap kenarlıklar olduğunu fark edince hemen projeye giriştik. İç kısmını suyu geçiren ama toprağı içinde tutan bir malzeme ile kapladığımızda elimizde bitki yetiştirmeye uygun, kocaman saksılarımız bizim deyişimizle yataklarımız oldu. Bizim terasta yetiştiricilik öykümüz böyle başladı.

Yatakların üstü kapanınca böyle görünüyor

APARTMANIN DEPREM RİSKİNİ BİLMELİSİNİZ

Balkonda öyle bir ortamı hazırlamanın zorluklarını yaşadınız mı?Sanırım yaşadığım en büyük zorluk malzeme taşımaktı. Çünkü o büyük saksıların içini toprakla doldurmak, o kadar da kolay değil. Bir tanesi yaklaşık 100 litre toprak alıyor ve benim iki terasımda dokuz tane yatak var. Her ne kadar evde gübremi üretiyor olsam da, ürettiğim miktar her sezon başında eksilen ve yerine konması gerekene yetmediğinden dışarıdan da toprak temin etmem gerekiyor. Bir de böyle bir sistemi kurarken, benim ilk başta hiç düşünmediğim ama sonrasında uykularımı kaçıran bir durum var ki, o da binanın ekstra yük taşıma kapasitesi. Yapacağınız planlama ve dönüşümde apartmanınızın deprem riskini bilmeli ve kabaca ne kadar ekstra ağırlık yükleyeceğinizi hesaplayarak, saksı veya yatak sayısına karar vermelisiniz. 

Böyle sebze yetiştirmek istemez miydiniz?

Çeşitli meyve ve sebzeler üretiyorsunuz. Bu röportajı okuyan herkesin, her ortamda istediği meyve ya da sebzeyi üretmesi mümkün mü? Nelere dikkat edilmeli? İlla büyük alanlara mı ihtiyacımız var?
Bir şeyler yetiştirmeye başladığım ilk yıl aslında her şeyi yetiştirmek istedim. Domates, salatalık dışında ‘Karpuz da yetiştireyim, neden balkabağım olmasın?’ diyordum ama sonra yetiştirmeye çalışıp, başarılı olamayınca biraz daha mantıklı kararlar almaya başladım. Şimdi ise yaz ve kış planlamamı yaparken önceliği ‘ne yemeyi sevdiğime, sonra da tohumunu alabilmek için o ürünün hangi cinsini yetiştireceğime’ karar veriyorum. Ama ister benimki gibi daha büyük alanda yataklarda bir şeyler yetiştirin, isterseniz de büyük saksılar kullanıyor olun düşünmeniz gereken o meyvenin ya da sebzenin doğada nasıl yetiştiği… Hiç karpuz yetiştirmemişsiniz ve yetiştirmek istiyorsunuz ama ekeceğiniz yerde olur mu olmaz mı emin değilsiniz. Ufak bir araştırma yaptığınızda karşınıza çıkan resim güneşin altında, devasa karpuz tarlaları fotoğrafları olacak. Eğer sizin eviniz karpuzun bu güneş ve geniş yer isteğini karşılayabiliyorsa, hiç düşünmeden ekin! Ama karşılayamıyorsa, ne yazık ki bu sevdadan vazgeçin. Şehirde genellikle ufak ve çok güneş almayan balkonlu evlere (hatta balkonsuz) sahibiz, o yüzden bu işe yeni başlayanlara tavsiye verecek olsam öncelikle salata malzemelerini yetiştirmeye başlayın derim. Marul, dereotu, maydanoz, tere, kuzukulağı ve roka oldukça kolay ve daha az güneş alan bir ortamda da yetiştirilebileceğiniz ürünlerdir. Böylelikle en azından salata konusunda gıda bağımsızlığınızı elinizde bulunduruyor olursunuz. Akşam yemeği yemeden önce balkonunuza ya da camınızın önüne gidip, topladığınız birkaç yaprak marul ve çeşitli otlarla yapacağınız salatanın tadını başka hiçbir yerde bulamazsınız. Buna alıştığınızda ise ürünlerinizi ister organik pazarlardan, isterseniz de marketten veya manavdan alıyor olun, yine de damağınız kendi yetiştirdiğiniz ürünlerin tadını arayacak.

Yetiştiremediğimiz dönemde işler karışacak o zaman….
Evinizin en az 6-8 saat güneş alan bir cephesi yoksa domatesinizi nasıl yetiştiğini bildiğiniz, güvendiğiniz bir üreticiden almaya devam edin. Ama biber, domatese kıyasla daha küçük saksılarda da yetişir ve camınızın önünde ya da balkonda güneşli veya yarı gölge bir yerde bile mutlu mesut meyvesini verir size. Bu pandemi ve karantina süreci, bir şeyler yetiştirebilmenin ve kendi kendine yetebilmenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlattı tüm dünyaya. Kendi gıdamızı yetiştirmek bize çok uzak değil aslında. Hepimiz ilk okulda pamuk arasında fasulye yetiştirdik. Ben 35 yaşındayım, benim anneannem küçük bahçesinde az da olsa kendine yetecek kadar ürününü yetiştirirdi. Onun bahçesinden yediğimiz çileklerin kokusu ve tadı halen damağımızda. Eminim bu satırları okuyan birçok kişinin burnuna büyükannesinin ‘Vita kutuları’ içinde yetiştirdiği domates ve biberlerin mis kokusu gelecek. Bu anılar o kadar da geçmişte değil ve üzerinden uzun yıllar, kuşaklar geçmedi.  Bir şeyler yetiştirebilme kodu DNA’mızda mevcut. Nasıl yetiştireceğimizi içsel olarak biliyoruz, sadece biraz pratik ve tekrarla hatırlamamız gerekiyor. Şu anda zaman elleri ve tohumları tekrar toprak ile buluşturma zamanı. Merak etmeyin; ilk okulda çimlendirdiğiniz fasulyelerin gücü ve toprak ananın merhameti hep yanınızda olacak!Mesela evlere kapandığımız ilk zamanlarda benim bahçemde halen kışlık ürünlerim ve salata malzemelerim vardı ve en azından ‘Marketler açılmazsa ne yiyeceğiz?’ konusunda kafam rahattı. Bu yüzden evlerde balkonum yok bahçem yok o yüzden bir şeyler yetiştiremem düşüncesinden sıyrılıp yenilebilir peyzaj alanları oluşturmaya odaklanmalıyız. 

Atalık tohum topluyor musunuz? Takasla bir fide aldığınızı okumuştum sayfanızda hikayesi ne?
Tohum konusu çok önemli. Tohum dediğimiz şey; aslında başlı başına doğumdan ölüme geçen bir hikâye. Bizim bayıla bayıla yediğimiz meyveler, bitkinin genetik özelliklerini bir sonraki kuşağa aktarmak için oluşturduğu parçaları. Domates özelinden konuşalım, yetiştiriciliğini araştırdığınızda denir ki çiçekleri gördükten sonra sulamayı kesin. Bunun nedeni aslında bitkiyi strese sokup onu ‘Ölüyorum, soyumu devam ettirmem lazım o yüzden meyve vermeliyim’ noktasına getirmek. Sonra bitki meyveye durur ve siz ürünlerinizi toplarsınız. Atalık tohumlar ise ayrıca çok kıymetli. Yüzlerce yıldır anavatanı neresi olursa olsun bizim topraklarımızda yetişmiş, mevsimimize, suyumuza, toprağımıza uyum sağlamış ürünlerin tohumları onlar. Bizim kuşak daha yeni yeni kıymetini anlamaya başlasa da büyükannelerimizin zamanında çeyizlerinin en kıymetli parçası, sandıklarına eklenen tohumlarmış. Şimdi bile onlardan o tohumları alıp, çoğaltmak istediğimizde ikna etmek zor oluyor çoğu zaman. Çünkü o tohumlar yeni evlilerin evine bereket getirmiş, çocuklarını, torunlarını hatta torunlarının torunlarını doyurmuş ve ele güne muhtaç etmemiş. Sen ondan evinin bereketini istiyorsun bir anlamda. Geçtiğimiz yıllarda Cunda Adası’na yaptığımız bir gezide etrafa bakınmak için küçük bir fidancıya girdik. Sohbet tatlıydı, konu konuyu açtı benim Ziraat Mühendisi olduğumu öğrenen amca bana fidanlarında olan bazı sorunları gösterdi. Ben elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım ve bunun karşılığında bana kendilerinin de orada hali hazırda ekili olan bamya tohumlarından verdi. Bu takas benim için ilkti ve tabi ki herhangi bir ölçü birimi ile değerlendirilemez bir mutluluktu. Ondan sonraki seyahatlerimizde de gittiğimiz yerlerde yetiştiricilik yapan kişilerle sohbet edip, tohumlarından paylaşmak isteyenler olursa seve seve bilgiye karşılık tohum takasını yapıyoruz.

Kendi balkonunda havuç yetiştirmek çok zevkli olmalı:)

KIŞLIK ÜRÜN ALMAK İÇİN İDEAL ZAMAN

İşe yeni başlamak isteyenler için temmuz ayında ekilebilecek sebze ya da meyve kaldı mı?
Temmuz ayı, meyvesi alınan ürünler için geç bir zaman olsa da, yenilebilir otları yetiştirmek için geç değil. Özellikle gölge bir yere sahipseniz çeşit çeşit marul ekebilir, yenilebilir otları, fındık turp, havuç gibi kök bitkileri yetiştirebilirsiniz. Kışlık sebzelerden erken ürün almak isteyenler için de şimdi tohumlarını atabilecekleri bir zaman.

Sonradan Koylu hesabını kurduktan sonra hayatınızda neler değişti?Hesabı kurmaktaki amacım insanlara şehirde beton yığınlarının arasına sıkışmış olsak da başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterebilmekti. Arama motorlarının herhangi bir konu hakkında karşımıza milyonlarca sonuç çıkarabilmesine karşın söz konusu yetiştiricilik olduğunda yaşanmış, denenmiş, deneyimlenmiş hatta başarısızlıklardan öğrenilmiş bilgi çok kıymetli. Yetiştiricilik için de bir sürü bilgiye ulaşmak mümkün tabii ama çoğu ya dağınık ve anlaşılmaz veya doğru ama eksik. Terasımdaki yapıyı kurarken kullandığım ürünleri çok araştırıp, üreticileri ile görüştüm, numuneler denedim. Sonuca ulaştığımda da bu bilgilere insanlar biraz daha kolay ve toplu olarak ulaşabilsinler istedim. Sayfamda yaptığım paylaşımlarda deneyimlerimden bahsediyorum, video ile nasıl yapıldıklarını gösteriyorum, okuduğum öğrendiğim yeni bilgileri paylaşmaya çalışıyorum. Bu alanda Türkçe kaynak da çok kısıtlı olduğu için edindiğim her bilgiyi daha çok insana yaymak istiyorum. Tabi bu yetiştirme işine başladıktan sonra insanda daha fazlasını yetiştirme, öğrenme isteği doğuyor.

Bana Kokopelli Şehirde isimli bir oluşumdan bahsetmiştiniz. O nasıl bir oluşum, hayatınızda neleri değiştirdi?
Yaklaşık 2.5 sene önce de sosyal medyada takip ettiğim Kokopelli Şehirde’nin bahçe işlerine yardımcı olacak gönüllüler aradığına dair bir ilana başvurmamla hayatım daha da değişti. Kokopelli Şehirde, iki beyaz yakalı kadının kurduğu ‘şehirde sürdürülebilir bir dünya mümkün’ mottosuyla yola çıktıkları, aldıkları eğitimleri, deneyimleri paylaştıkları bir sosyal girişim. Ufak bir bahçeye sahip bir mekanları da var ve burada genel başlıklarıyla permakültür, kompost yöntemleri, fermantasyonun her çeşidi, doğal yapıların yapılması, şehirdeki evimizde nasıl yetiştiricilik yapabiliriz gibi çeşitli konularda eğitimler veriliyor. Gönüllü olarak başladığım yolculuk ise Yasemin ve Elif’le birlikte üç kişilik küçük bir ekip olmaya dönüştü. Küçük bir ekip olsak da arkada tasarımlarımızda destek olan arkadaşlarımız ve konusunda uzman eğitmenlerimiz ve bahçede bize yardımcı olan gönüllülerimizle koca bir aileyiz.  Eğitimlerimizi sadece mekanımızla sınırlı tutmuyoruz ve konularımızı belediyeler, şirketler hatta okullarda anlatıyoruz. Bunun yanı sıra eğitimlerde anlattığımız her şeyi mekanımızda da deniyoruz. Bütün kompost çeşitlerini yapıyoruz ki, insanların karşılaştığı ya da karşılaşabileceği herhangi bir sorunda çözümü biliyor olalım ve onları doğru yönlendirebilelim. Onlarla yolum kesişip çalışmaya başladığımda ise ekolojinin çok daha çeşitli yönlerini fark eder oldum. Bu kadar kompost çeşidi olduğunu bilmezken, evde de (balkonlu-balkonsuz bütün evlerde) yapılabilir çeşitlerinin olduğunu öğrendim. Şehirde ufak değişikliklerle aslında sürdürülebilirliği sağlamanın kolaylığını fark ettim.

EVDE SOLUCAN BESLİYORUM

Bize öğrendiklerinizden minik tüyolar verir misiniz?
Mesela; yanında taşıdığın bir bardak (termos) ile kahvecilerden indirimli kahve alınabilmesinin yanında binlerce tek kullanımlık aslında geri dönüşümü ülkemizde mümkün olmayan bardakların atığından kurtulmuş oluyoruz. Sadece pipet kullanmayarak bile hayatımızdan ve dünyamızdan bir sürü plastik atığı çıkarmış bulunuyoruz. Evet, bu pandemi döneminde dışarıda bir şeyler içerken pipet kullanmak teması azaltma konusunda iyi gibi görünse de onun da alternatifleri var. Buğday sapından üretilmiş pipetler veya metal/cam pipetleri plastik veya kâğıt olanlar yerine tercih edebiliriz. Daha da önemlisi çöp ve atığın aynı şeyler olmadığını öğrendim. Evde çöp diye baktığım şeylerin aslında kolaylıkla besleyici bir toprağa (kompost) dönüştürebileceğim ve evimden çıkan atığı minimuma indireceğim ürünler olduğunu fark ettim. Şu an evde hem solucan hem de bokashi kompostu yapıyorum ve evimden çıkan çöp/atık yok denecek kadar az ve bunu herkes evinde çok rahatlıkla yapabilir, o kadar zor veya komplike şeyler değiller. Solucanların insanda biraz endişeye sebebiyet verdiğini (kaçar mı? gibi) kabul ediyorum ama siz onlara doğru bir yuva yaptığınızda ve karınlarını doyurmayı ihmal etmediğinizde evinizdeki evcil hayvandan pek farkı olmuyor açıkçası. Bu arada karınları tok sırtları pek oldukça etrafta dolaşmaya çıkayım gibi bir dertleri de yok.

Bokashi kompostuyla kendi çöpünüzden yararlanmanız mümkün

ŞEHİRDE ARILAR ÇOK AZ!

Sizi bu yetiştirme sürecinde en çok zorlayan ne oluyor? Hangi meyve ya da sebzeyi yetiştirmek zor oluyor?
Yediğimiz ürünleri tohumdan yetiştirmeyi, zaman içinde deneme yanılma usulü öğrendim aslında. Yetiştirmeye çalışırken öldürdüğüm çok fide oldu. Ama pes etmeyip, denemeye devam edince doğru yolu buluyor insan. Tohumdan yetiştiricilikte en önemli şey bitkinin ilk çıkan yalancı yaprakları (kotiledon; bitkinin fotosentez yaparak besin üretmeye başlayıp, kendi gerçek yapraklarını çıkarabilmesi için gerekli yalancı yapraklar) gördükten sonra mümkün olan en iyi ışığı alan yere koyarak güçlü gövdeli bitkiler elde etmek. Beni en çok zorlayan ise meyve ağaçları. Meyve çekirdeklerini atmayıp, onlardan meyve ağacı elde etmeye çalışmak açıkçası artık uğraşmadığım bir konu. Bokashi kompostu da yaptığımdan yediğim meyvelerin çekirdeklerini de kompostlaştırıyorum ve onlar da çöp olmadıklarından içim rahat ediyor. Şehirde yetiştiricilik yapmanın zorlayan bir diğer öğesi ise her yer beton olduğundan, yeterli yeşil alan olmadığından ve mevcut alanlarda da doğru bitkilendirme yapılmadığından arıların azlığı. Onların azlığı, demek döllenmesi gereken meyvenin döllenememesi ve meyve alınamaması demek. O yüzden ben terası çiçeklendirirken hem arıların sevdiği bitkileri, hem de çayını demleyebileceğim ya da bir şekilde değerlendirebileceğim bitkileri tercih ediyorum. Mesela birkaç çeşit adaçayım var onlardan çay yapıyorum, lavantalarımdan koku keseleri hazırlıyorum. Biberiye, kekik, mercanköşk gibi bitkileri de yemeklerimde kullanıyorum

DOMATESİN SAKSINI BÜYÜTÜN

Ben kendi çapımda biber çekirdeklerini kurutup eken, bulduğum her şeyin çekirdek ve tohumlarını saklamaya çalışan biriyim ama hala bazı meyveleri fide almak zorunda kalıyorum. Mesela çilek ve domates çok olmuyor. Ancak bir tane… Çileğimi ve domatesimi canlandırmak için ne yapmalıyım?
Tohum demek çeşitlilik demek. Ne kadar çok çeşidin tohumu alınır ve her yıl ekilip tohumu alınmaya devam ederse, o kadar çok çeşitliliğe sahip oluruz. Domatesin yüzlerce çeşidi var ama marketlerde yalnızca 3-4 çeşidini satın alabiliyoruz. Sizin yaptığınız gibi, değişik tür ve çeşitlerin ne kadar çok tohumunu alıp geleceğe aktarabilirsek o kadar iyi. Yoksa geleceğe taşınamayacaklar. Buradaki kritik nokta alınan tohumlarının her yıl ekilerek çoğaltılması gerektiği… Çünkü tohum içindeki canlılık oranı yıllar geçtikçe azalıyor, bu da çimlenme yüzdesinin düşmesine neden oluyor. Her çeşit meyve ve sebze için tohumdan fide yapılması sırasında akılda bulundurulması gereken en önemli şey içine konacağı toprak. Su tutan ama aynı zamanda geçirgen olan, fideler çimlendikleri gibi başka bir saksıya ve toprağa şaşırtılmayacaksa, aynı zamanda besleyici de olan bir toprak karışımı yapmak önemli. Benim uyguladığım sistem; bahçe toprağı, cocopeat, perlit veya vermikülit ve solucan gübresini karıştırıp, toprağın kurumasına izin vermeden sulamasına dikkat etmek. İlk yapraklar çıktıktan sonra da olabildiğince uzun süre güneş alan bir yerde büyümesini sağlamak. Çileği fide yapmadım hiç açıkçası… Aldığım fide, hep kol attı ve o kollar da bir sonraki yılın fidesini oluşturdu ben de. Domates özelinde ise ilk yapraklar çıktıktan sonra aşama aşama ne kadar çok şaşırtma yapılırsa, o kadar iyi gövdeli bitki elde edersiniz. Domatesin tohumdan yerine dikime kadar geçen süre 6-8 hafta arasındadır. Bu süre zarfında minimum 2 kere kademeli saksısını büyütmek, sağlıklı bir domates fidesi elde etmemizi sağlar.

Kışlık tohum siparişini sizin verdiğinizi biliyorum. Biz ne zaman vermeli ve ekmeliyiz?
Ticari olarak bu işi yapan insanlar kışlık fidelerini yapmaya çoktan başladılar. Ben de siparişimi verdim ama daha ekmedim. Ben ağustos ayında (ortası gibi) ekim yapmayı planlıyorum. Size de o zamanı önerebilirim. Böyle yaptığımda yazlık ürünlerimin son meyvelerini toplarken, kışlık fidelerim hazır olacak ve yazlıkları söktüğümde onlar hemen toprakla buluşacaklar.

YETİŞTİRMEK ALIN TERİNE SAYGI DEMEK!

Söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Kendi ürününü yetiştirmeye başladığında dışarıdan aldığın salatalık, artık senin için sadece bir salatalıktan daha fazlası olarak görünmeye başlıyor. Artık o salatalık, yetiştiren çiftçinin emeği, alın teri ve zamanını temsil ediyor ve böylece israf etmemeyi, ihtiyacından fazlasını almamayı öğreniyorsun. Doğanın döngülerine saygılı olacak yaşam tarzını benimsiyorsun. İşte o zaman doğa seninle tüm nimetlerini cömertçe paylaşıyor.

Bir yanıt yazın