Kendi evini yapan adam

Yeni hayatlar

İstanbul’da yaşayan çoğu kişi, bambaşka bir hayat kurmak istiyor. Toprakla, hayvanlarla ilgilenmeyi, şehrin keşmekeşinden kaçmayı, tabiatın kendisine bahşettiği tüm güzelliklerin tadını çıkarmanın hayallerini kuruyor. Corona’dan sonra bu şehirden kaçış planları sanki biraz daha öne alındı gibi. İstanbul’un kalabalığından Bodrum’a, Antalya’ya kaçanlardan şehre dönmek istemeyenler oluyor. Ama sonrasında hep aynı soruda takılı kalıyor, nasıl yapacaklarının cevabını arıyorlar. Belki sorunun cevabı biraz cesaret ama bu öyle körü körüne değil, gerçekten ayakları yere basan bir planlamayla mümkün. Benim birçok arkadaşım iki sene içerisinde hayatlarını değiştirdi. Kimi yurt dışında yaşama kararı aldı, kim şehir değiştirdi. Ama hepsinin mutlaka bir planı vardı. Bu arkadaşlarım içinde biri var ki, hikayesi kadar yaptığı işi de ayrıca takdir ettiğimi belirtmeliyim.
Emre Yılmazer, gazete camiasında bilinen biri. Kendisi bir sayfa tasarımcısıydı. Ben Sabah Gazetesi’nde birlikte çalıştım ama Emre uzun yıllar basın camiasında çalışmış bir isim. 2016 yılında Sabah Gazetesi’yle yolları ayrıldı. Emekliliğini de fırsat bilerek hayalinin peşinden gitmeye karar verdi. O güne kadar dağcılıkla ilgilendiğini, tahtadan çok şık tasarımlar yaptığını, tam bir doğa insanı olduğunu biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Emre, Çanakkale’nin Gökçebayır Mevkii’nde sadece kendisine yeni bir hayat kurmakla kalmadı, aynı zamanda geçen yaz (bence tasarım harikası olan) evini de bizzat tahtadan kendisi yaptı. Doğayı çok seven Emre, aynı zamanda yiyeceği ürünleri kendisi yetiştiriyor, tavukları ve köpeği Salih Ağabey’le iyi vakit geçiriyor. Şu an evinin verandasını tamamlamakla uğraşan Emre’yle önceki gün konuştum ve dayanamayıp kendisine sorduğum soruları buradan da paylaşmak istedim. Kim bilir belki böyle bir hayat kurmak ya da şehir dışında evini kendisi yapmak isteyenler için faydası olur. Bu arada kendisine Instagram hesabı 1968Emre’den de ulaşıp, merak ettiklerinizi sorabilirsiniz.

EVİN MAKETİNİ İSTANBUL’DA YAPTIM
Öncelikle arkadaşlığımıza dayanarak soruları senli benli soracağım. Kusura bakma! Köye taşınalı ne kadar zaman oldu? En son veranda kalmıştı. Şimdi onu da bitiriyorsun. Ne hissediyorsun?
Köye taşınalı 1.5 yıl, eve taşınalı 6 ay oldu. Son yaptığım yayın da geçen yaz evi bitirirken, yarın bir gün verandasında soğuk bir bira içerim demiştim. Şimdi verandasını yapıyorum. Onun üzerine hatırlatma yaptım geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesaplarımda ‘Verandada bira içmeye az kaldı’ diye… Ev normalde 2 ayda biterdi ama maddi yetersizliklerden dolayı biraz uzadı. 
Bu evi yaparken sana yardımcı olan bir eskiz, bir çalışma oldu mu? Bu kendi başına bir iş yapmak delilik değil mi?
Böyle bir ev örneğini İzmir’de bir aile kendileri için köyde yaptı, ben de gazetede gördüm. Onlar 5-6 kişiyle bunu yaptılar. Aile babası röportajda bir-iki kalas ölçüsü verdi ve röportaj fotoğraflarıyla verilen ölçü bilgisiyle yola çıktım aslında. İstanbul’da sadece bir yıl hazırlığım oldu. Hazırlanırken evin maketini yapmak aklıma geldi. Çünkü evi sahada yaparken ne gibi aksaklıklarla karşılaşacağımı görmek istiyordum. Kadıköy’den maket tahtalarını satın aldım ve 1/10 ölçekte tamamladım, o maketin çok yararı oldu. Tek başına ev yapmak delilik mi soruna cevap vermeme gerekirse, şu an dönüp baktığımda delilik ama ben bile nasıl yaptığıma bazen şaşırıyorum.
Peki tahta ev yapmak için marangozluk yeteneğin var mıydı?
Marangozluk yapmamıştım. Sadece 7-8 yaşlarında büyük dayımın köydeki marangoz atölyesinde oyun oynamayı çok severdim. O kadar marangozluk bilgim vardı yani.. Ama alet edavet kullanmaya elim yatkın.  Tabii marangoz olmayan bir insanın ev yapmasında ufak tefek hesap hataları oldu ama ağaç öyle bir materyal ki, sorunsuz bitirdim. Şu an kendi yaptığım evde İstanbul’da yaşadığım evlerin konforunda yaşayabiliyorum. Sadece yatak odam küçük sadece yatak ve askılık var.

KÖYDE YAŞAM KOLAY DEĞİL!
Biliyorsun ki, biz İstanbul’da ve Türkiye’nin birçok İlinde Corona’yla uğraşıyoruz. Senin yaşadığın yerde durum nasıl?
Şimdilik Corona buralarda yok, duymadım. Biz burada köy hayatına devam ediyoruz.
Senin gibi bir hayata sahip olmak isteyenler için tavsiyen ne olur?
İnsanlara tavsiyem köyde yaşam romantizmine kapılmamaları yani gerçekçi davranmaları ve evi mutlaka en az iki kişi yapmaya başlamaları… ‘Şehirden bıktık, gidelim köyde bir kulübe yapalım, domates, salatalık ekelim yaşarız bir şekilde’ düşüncesi yanlış! Bunun su kuyusu, imarı, yolu, elektriği, fosseptiği falan o var. Sohbet esnasında kimsenin aklına gelmiyor. Yani demem o ki, köyde yaşam çok güzel ama kolay değil! Bir kere şehirdeki alışkanlıkları bırakabileceğinize emin olmanız gerekiyor. Ha deyince şehirden çıkılmıyor. Tek başına ev yapmak ise çok zor. Zordan öte delilik olduğunu düşünüyorum.

SALİH AĞABEY SALON KÖPEĞİ GİBİ…
Köyde bularak sahiplendiğin fotoğraflarının olmazsa olmazı köpeğin Salih Ağabey’le yolunuz nasıl kesişti? Son iki fotoğrafta göremedim (Köpekleri çok seven birinin sorularının arasında tabii ki yer almalıydı)
Salih Ağabey, kangal kırması. 7 ay evvel yolda köyde kiraladığım evden buraya, bahçeye yürürken karşıma çıktı. O dönem bir avuç kadardı. Açıkçası en azından o dönemde köpek yetiştirmeyi hiç düşünmüyordum ama asfaltta bana doğru gelince elime aldım, birden kendini bırakıverdi yarı baygındı. Büyük bir ihtimalle bulduğumda 1-2 haftalıktı ve kuyruğu yoktu. Maceramız böyle başladı, şimdi 8 aylık ve çok iyi. Bakımı, maması, aşısı ve veterineriyle şehir köpeklerini aratmıyor. Umarım daha fazla büyümez. Buradaki diğer köpekleri görünce Salih Ağabey salon köpeği. Salih Ağabey’in sağlığı iyi ama yaramazlıkları sürüyor. Yan komşu, sahibi olduğu kazlarının 60’a yakın yumurtasını Salih Ağabey’in yediğini iddia edince bağlamak zorunda kaldım. Küçüklüğünden beri hep benim yanımda olduğu ve hiç bağlanmadığı için alışık değil. O nedenle de biraz mutsuz. 

(Beğenilerinizi yorum bırakarak gösterebilirsiniz)

Bir yanıt yazın